İçeriğe geç

Evet, tebliğ adamı, anlattığını aynı zamanda mutlaka yaşamalı ve onu en iyi şekilde temsil etmelidir. Zaten bunun aksi de münafıklık alâmetidir ki, her mü’min böyle bir vartadan mutlak uzak durmalıdır.

İlâhî Lütuflar ve Şükürle Mukabele

Cenâb-ı Hakk’ın insanlara olan fazl u keremi, lütf u ihsanı, bazen o insanların liyakatlerine binaen, bazen de liyakat gözetilmeden verilir. ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشَۤاءُ “Evet, Allah fazlından dilediğine dilediği kadar ihsan eder.”12

Cenâb-ı Hakk’ın bazı insanlara, ekstradan çok büyük lütufları olur. Sahabe-i kiram Efendilerimiz (radıyallâhu anhüm), bu lütfa ekstradan mazhar olan insanlardır. Onlar, ısmarlama bir Nebi’ye, ısmarlama bir ümmet olarak gelmiş ve o Nebi’nin kendilerine emanet ettiği vazifeyi bihakkın yerine getirmiş, o mazhariyete şükürlerini eda ederek yeni lütuflara kapılar aralamışlardır. Yine bir dönemde Allah, Osmanlılara da büyük lütuf ve ihsanlarda bulunmuş; bulunmuş, onlar da, bu ihsanın şükrünü eda yolunda, Osmanlı unvanıyla İslâm dünyası için Batı’ya karşı asırlarca bir karakol vazifesi görmüşlerdir.

Günümüze gelince, –Asr-ı Saadet istisna edilecek olursa– bunca dalâlet karanlıkları içinde, Cenâb-ı Hakk’ın engin lütuflarıyla çok kısa zamanda ma’şerî vicdanın sahip çıkmasıyla kısa bir zaman içinde bu seviyede inkişafa mazhar olmuş çalışma çok azdır. Ben, “tahdis-i nimet” nev’inden yer yer bunun vurgulanmasında fayda mülâhaza ediyorum.

146