Kim bilir, belki de bu muvakkat ayrılık, insanımıza yeni bir aşk ve şevk de kazandırmış olabilir. Bir yerde Bediüzzaman Hazretleri, İslâm dünyasının geri kalış sebeplerini dört maddede özetlerken, bu mesele üzerinde durur ve: “Bu kadar zaman Kur’ân’dan ve Kur’ân’ın esaslarından uzak kaldıktan sonra yeniden ona dönünce onu çok taze ve her derdimize derman bulacağız.” meâlinde sözler eder. Yani muvakkaten ondan uzak kalmamız, bizim birbirimizle daha sıcakça kucaklaşmamıza ve ona sımsıkı sarılmamıza sebep olmuştur. İki-üç asırdan beri ondan uzak kalmanın vermiş olduğu hasretle, onu bağrımıza basacak ve gökten yeni inmiş gibi onu taze bulacaksak, hasenâtımızın seyyiâtımıza racih gelmesiyle sevineceğiz. Tabiî o da bizi, gökten inmiş Mesihler gibi bulacak; bu iki gökten inmiş ses ve soluk, birbiriyle bütünleşince etrafta semavî düşünceler tüllenecektir.
İşte o zaman, bütün televvünleriyle Kur’ân’a sahip çıkanların temsil edeceği bir yenilik meydana gelecektir. Biz bu konuda ilk adımın atıldığını zannediyoruz. Zira bugün Asya’dan Amerika’ya, oradan da Afrika’ya.. ailesini, evini-barkını bırakıp giden her fert, gittiği her yerde bir ocak tüttürmeye başlamıştır bile. Yakın gelecekte bu aydınlık, bütün dünyayı kaplayacak ve topyekün dünyada kardeşlik, sevgi ve hoşgörü meltemleri duyulacaktır. Geçenlerde bu duygularla dopdolu Japonya’ya giden iki genci görünce, öyle duygulandım ki, neyim varsa hepsini çıkartıp veresim geldi. Onlar, o hâlleriyle sanki yüzme bilmeyen, fakat yüzmeyi denizde öğreniriz düşüncesiyle kendilerini ummana salan insanlara benziyorlardı.