İçeriğe geç

Evet, Allah’ın bugüne kadar milletimize pek çok lütuf ve ihsanı olmuştur. Bunca handikap ve engellemelere rağmen, Cenâb-ı Hak insanımızı, çok kısa zamanda topyekün dünyada herkese duyurduğu bir ses ve soluk hâline getirmiştir. Bu bir nimettir ve bunu dile getirmek de bu nimete olan şükrün bir tür edasıdır. Allah’ın nimetlerine karşı şükrün bir buudu olarak, o nimeti her yerde ve her fırsatta yâd etmek gerekir ki, bu, Cenâb-ı Hakk’ın bize bahşettiği nimetlerini duymamız, hissetmemiz, idrak etmemiz ve vicdanen ona mukabelede bulunmamız bakımından bir şükür ve sık sık Allah’ı bize hatırlatması bakımından da bir zikirdir.

Zaman zaman arz ettiğim bir düstur vardır: “Her nimet, kendi cinsinden şükürle mukabele ister.” Cenâb-ı Hak bize, hidayet nasip ederek büyük bir nimet ve ihsanda bulunmuştur. Binaenaleyh, bizim de başkalarına hidayet adına yardımcı olmakla bu nimetlere karşı şükürle mukabelede bulunmamız gerekir. Şimdiye kadar bizim istek, dilek, hesap ve plânlarımızı aşarak Cenâb-ı Hakk’ın lütufları hep devam edegelmiştir.. gelmiştir ve şimdilerde bu gayretlerin hendesî şekilde katlanarak büyüyüp gelişmesi de bunun apaçık bir ifadesidir. Bu da, bunların hepsinin, Allah’ın milletimize olan bir lütuf ve ihsanı demektir. Bugüne kadar dar bir zeminde olan bu faaliyetler, şimdi gidip dünyanın dört bir yanına ulaştı. Şimdilerde dünya, bu çalışmaların arkasındaki kahramanları merak ediyor ve hep onları konuşuyor. Şayet vade vefasızlıkla bu iş bozulmazsa –bozulmasın inşaallah– gelecek nesiller de bir yâd-ı cemil olarak yine hep bu kahramanlardan bahsedeceklerdir.

147