İçeriğe geç

dediği gibi biz de, hadisiyle, fıkhıyla, kelâmıyla onlara medyunuz. Hanefî mezhebinin akidede imamı İmam Mâturidî Hazretleri, Maveraünnehir’de yetişmiştir. Fıkıhta, ilklerin sonu sayabileceğimiz Merginani’nin Hidaye’sinden; Hindistan’dan Pakistan’a, Pakistan’dan Afganistan’a kadar dünyanın dört bir yanında eserleri tedris edilen Serahsî’ye kadar fıkhın o devasa kametlerinin hepsi Asyalıdır. Asya, sadece bunlarla kalmayıp fünûn-u müspeteye de beşiklik etmiştir. Harizmî’ler, bir yönüyle İbn Sina’lar, Endülüs’te tam bin sene tıbbın cerrahî dalına dair kitapları tedris edilen Zehravî’ler.. hep bu dönemin ışık insanlarıdırlar.

Şimdi müsaadenizle, burada bir tespitte bulunmak istiyorum: Anadolumuzun diğer bir adı da “Küçük Asya”dır. Bu Küçük Asya birçok yönüyle Büyük Asya’ya medyundur. Zira Büyük Asya, onu besleyip, büyütmüş ve Anadolu’ya askerliğe göndermiştir. O da annesine ve babasına vefa hissiyle tam 9 asır bir dünyanın barbarlığına ve yobazlığına karşı muhafızlık vazifesi görmüştür. Selçuklular, Anadolu’da 8-10 defa Haçlıları göğüslemiş ve âdeta onları eritmişlerdir. Alparslan’la başlayan o kutlu mücadele, hep Müslüman Türk soyuyla devam etmiştir. Koca Selahaddin, Koca Nureddin, Melikşah, Kılıçarslan.. bütün bu insanlar, Haçlılara karşı sinelerini siper etmiş büyük komutanlardır. Daha sonra Osmanlılar, tam altı asır, Haçlı güruhuna karşı vesayet kanatlarını açıp, bünyesinde bulundurduğu 72 milletten hemen herkesi müdafaa etmiştir.

143