İçeriğe geç

Tebaanın en küçüğü ne kadar elbise giyiyorsa, Resûl-i Ekrem de (sallallâhu aleyhi ve sellem) o ölçüde giyiyordu. Hâlbuki O’nun bir devlet reisi olma durumu vardı. Bayramlarda dış ülkelerden gelen sefirleri kabul edince, heyetlerle görüşeceği durumlara mahsus olmak üzere giydiği bir yeni elbisesi vardı. Bir de diğer günlerde, hayatla yaka-paça olduğu zamanlara mahsus giydiği elbise vardı ki, bu tür elbiseleri ekseriyetle birkaç yama taşırdı.

Beytülmâl-i hâs, devlet reisinin elinde ve inisiyatifinde olan, günümüzdeki örtülü ödeneğe benzer bir sistemdi. Devlet reisi bu mevzuda tasarruf hakkına sahipti. Ancak, devlet reisinin de aynen Efendimiz gibi davranması, onun iman ve vicdanına emanetti.

Allah Resûlü, birçok muharebeye bineksiz olarak katılmıştı. Bedir bunlardan biriydi. Uhud’a giderken de, binebileceği bir devesi vardı. Daha sonraları bindiği katırı (Düldül) O’na Heraklius hediye etmişti. Hayatının son demlerine doğru bindiği devesinin adı Adbâ idi. Ve Allah Resûlü’nün bütün binekleri sırayla işte bunlardan ibaretti. Bu itibarla O gayet sade ve basit bir hayat yaşıyordu.

Daha sonra Raşid Halifeler bu hudut ve bu çizgiyi hep korudular. Hz. Ebû Bekir herkesin bildiği şekilde fakirane bir hayat yaşadı. Hz. Ömer adım be adım aynı şeyi takip etti.

Bir gün Efendimiz’in zevcelerinden kendi kızı Hz. Hafsa, “Babacığım, şöyle güzel bir elbise edinsen. Hiç olmazsa dıştan gelen heyetleri kabul edeceğin zaman o elbiseyi giysen!” dedi. Hz. Ömer’in kızına cevabı şu olmuştu:

“Kızım! Yoksa sen benim, benden evvelki iki dostumun gittiği yere gitmemi istemiyor musun?(Ben senin dediğini yaparsam nasıl olur da onlara kavuşabilirim?)2

443