Oysaki sermayeyi sadece tasarrufa bağlamak doğru değildir. Fabrikanın çalışmasının yanında, insan unsurunu ve onun aktivitesini de hesaba katmak ve meseleye daha esnek yaklaşmak gerekir. Zira sermaye, sadece ne çalışmanın ne de tasarrufun neticesidir. Pekâlâ insana bir yerden bağış gelebilir, yakınlarından bir miras intikal edebilir. Birisi ona bir mal vakfedebilir veya vasiyette bulunabilir. Hatta kişi, durup dururken bir yerde hazine de keşfedebilir. Öyle ise, yukarıdaki tarif bir şey ifade etse de yeterli değildir.
Hâlbuki hem kapitalizm hem komünizm sermayeyi tarif ederken onu aynı imbikten geçirerek materyalist bir temele dayandırmaktadırlar. Görülen o ki, sermaye onların dediklerinin dışında daha başka kaynaklarla da oluşmakta ve bir güç hâline gelmektedir.
Biz, sermayeyi kullanma mevzuunda da onlardan oldukça farklı düşünürüz. Bir harcama, sadece insanın cesedi ile alâkalı olmayıp uhrevî de olabilir. Hatta denebilir ki, dünya ve ahiret muvazenesi kurulmadan yapılan bütün harcamalar, ölçüsüz ve dengesizdir. Harcamalarda evvelâ Allah rızası düşünülmeli ve yapılacak işler daima O’nun rızası istikametinde yapılmalıdır ki, dünya imar edilirken ukbâ harap olmasın.
Yine bize göre, gelir şekline dikkat edildiği kadar, gider şekline de dikkat edilmelidir. Nasıl ki, İslâm’ın meşru kabul etmediği kazanç yollarından biriyle ticaret yapılmaz; öyle de, İslâm’ın meşru kabul etmediği yerlere sarf ve harcama da yapılamaz. Zira kazancımızın helâl ve temiz olması gerektiği gibi, harcamalarımızın da temiz ve helâl yollarla olması Allah’ın (celle celâluhu) emridir.
4. Sermaye Birikimi ve Faiz
Sermaye birikimi mevzuunda İslâm, çeşitli faktörleri değerlendirerek meseleyi objektif olarak ele alır. Buna karşılık Marksist ve kapitalist felsefe, bu mevzuda oldukça sübjektif ve tutarsızdır.