Biz prensip olarak diğer sistemlerin görüş ve düşüncelerine uzun uzadıya yer vermiyoruz. Biliyoruz ki, onlar belli alanlarda birbirinden farklı düşünseler dahi, parayı mihrap edinme mevzuunda birbirinden farksızdırlar.
Hâlbuki İslâm, mülkü Allah’a teslim eder ve tasarrufu bütünüyle O’nun istekleri doğrultusunda çerçeveler. Bu yönüyle de o, tek başına ayrı bir yapı, ayrı bir sistem olarak arz-ı dîdâr eder ve bu çizgide hiçbir sistem onunla boy ölçüşemez.
3. Batının Sermaye Anlayışı
Batı, sermayeyi tamamen materyalist bir mülâhaza ile ele alır. Ona göre sermaye, çalışma ve tasarrufun terâkümünden (birikim) ibarettir ve iktisadî refahın da en büyük vesilesidir.
Bunun mânâsı şudur: Bugün, elden geldiğince iktisadî yaşarsan, yarın daha çok yatırım yapma ve kazanma imkânı elde edebilirsin. Aslında bugünkü sıkıntılar, yarınki müreffeh hayatın bir mukaddimesidir. Binaenaleyh, bugün sen çalışıp çabalamalı ve tasarrufta bulunmalısın ki, yarınların itibarıyla daha geniş imkânlara sahip olabilesin.
Zira sermaye, tasarrufla terâküm eder. Sonra da bu sermaye, yatırımlara intikal ederek fabrikalar, iş merkezleri gibi gelir getirici müesseselere dönüşür. Yani, bir bakıma, zamanla senin her tasarrufun şekil değiştirerek fabrikanın çarkı ve iş yerinin tezgâhı hâline gelebilir. Sonra da sen veya tayin edeceğin herhangi bir insan, onun başına oturur ve onu idare eder.
Artık senin tasarrufun, kocaman bir fabrika, bir süper market hâline gelmiştir. Düğmeye basarsın, bin top bez birden boyanıverir ve bin tezgâh birden çalışıverir. Tabiî bütün bu makineler, bu tezgâhlar, bilgisayarlarla da çalışabilir. Ve sen yerinden kıpırdamadan, yumuşak koltuğunda oturur, ayak ayak üstüne atar ve çarkını çevirirsin.