Bir iş yerinde işveren işçilerine belli bir miktar maaş takdir ediyor. İşçiler ise, “Hayır, bizim yaptığımız işe mukabil bu verilen çok fazla, biz bunu kabul edemeyiz!” diyerek itiraz ediyorlar. İşveren, “Başka türlü çoluk çocuğunuzu geçindiremezsiniz. Onları da düşünmeniz lâzım!” diyerek ısrar edince, bu defa onlar, “Zaten onları düşündüğümüz için biz bu ücreti kabul etmiyoruz. Zira onlara haram lokma yedirmek istemiyoruz.” şeklinde cevap veriyorlar.
Evet, insan böyle bir manzara karşısında gözyaşlarını tutamaz. İdeal sistemin ve ideal insanların meydana getirdiği bir topluma ait böyle bir hâdisenin benzerini, başka sistemlerin müntesipleri arasında görmek ve göstermek mümkün değildir.
İkinci bir misal:
Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Buhârî ve Müslim’in rivayet ettiği bir hadis-i şeriflerinde, mağarada kalan üç kişiden bahseder.
Bu üç kişi, yağmurlu bir günde yolculuk yapmaktadırlar ve yağmur iyice şiddetlenince, bir mağaraya sığınırlar. Derken, selin yuvarladığı büyük bir taş gelip mağaranın ağzını tıkar. Neticede, kendi güç ve kuvvetleriyle taşı kımıldatamayacaklarını anlayan bu üç insan, en makbul amellerini vesile ve şefaatçi yaparak Allah’a dua etmeye karar verirler.
Birincisi, anne ve babasına karşı hürmetkâr davranışını; ikincisi, tam harama girip iffetini kirleteceği bir anda, sırf Allah korkusu sebebiyle böyle bir günaha girmekten vazgeçişini duasına mevzu yapar. Her iki duada da taş biraz kımıldar, ancak yine de çıkabilecekleri kadar bir boşluk meydana gelmez.
Üçüncü şahıs ise şöyle dua eder:
“Rabbim, ben yanımda birini çalıştırdım. Çalıştırdığım işçilerin ücretini verdiğim gibi, onun ücretini de verdim. Hâlbuki o, verdiğim ücreti azımsayıp almadı ve ‘Ben bunu alamam!’ deyip çekip gitti.”