İçeriğe geç

Meseleye İslâmî perspektiften bakıldığında, emek ile sermayenin ruh ve ceset gibi bir bütün olduğu görülür. Ruh, yani emek asıldır; ceset, yani sermaye ise, ona bağlıdır. Sermayedeki düzen, sistem, âhenk, canlılık ve cevvaliyet, emekle yakından alâkalıdır.

Bugünkü sermaye, dünkü emeğin karşılığıdır diyen Marks, emek-sermaye münasebetinin bir yönünü ifade etmiştir. “Bir yönünü” diyoruz, zira behemehal her sermayenin bir emeğe dayalı olduğu doğru değildir. Bir kere biz, başta tepeden tırnağa mazhar olduğumuz ilâhî lütufları emekten evvel yanımızda, burnumuzun dibinde, dilimizde ve dudağımızda bulduk. İçinde yaşadığımız dünya inceden inceye tetkik edildiğinde, bu lütuflar sağanağı daha iyi görülecektir.

Meseleye değişik bir zaviyeden bakacak olursak, Marks’ın bu yaklaşımında doğruluk payı da yok değildir. Bir kere her şeyden önce Allah (celle celâluhu), “İnsana ancak çalıştığı vardır.”2 âyetiyle, emeğin esas, sermayenin ise ona tâbi olduğu gerçeğine işaret etmektedir.

Evet, âyet-i kerime ahiretle irtibatlandırılıp; “Burada sa’y edenler orada mesut olacaktır; burada kendisini kulluğa verenler orada mükâfata erecektir; burada Allah’ın emirlerini yerine getirenler orada Firdevs Cennetinde rahat edecektir.” şeklinde tefsir edilebileceği gibi, yakın gelecekle irtibatlandırılıp;

“Siz çalışacaksınız ki, gelecek nesiller mesut ve bahtiyar olabilsin. Siz terleyeceksiniz ki, arkadan gelenler rahat edebilsin. Siz bugün gayret göstereceksiniz ki, millet hâlinde haysiyetinizi koruma imkânına ererek izzetli yaşayabilesiniz. Evet, bu sayededir ki, kimse sizin paranızla oynayamayacak ve onda olumsuz dalgalanmalar meydana getiremeyecek ve ekonominizi sarsamayacaktır. Siz bugün dişinizi sıkar çalışırsanız, yarın onurlu, izzetli ve Allah’ın tam istediği şekilde, yani değişik devletlerin sultası altına girmeden yaşama imkânı bulur, mesut ve bahtiyar olursunuz.” denerek de tefsir ve tahlil edilebilir.

352