Yaptırdığı takım elbisenin ceketini, yanında çalıştırdığı hizmetçisine verip, kendisi o takımın pantolonunu giyen ve niçin böyle yaptığı sorulunca da, “Allah Resûlü, ‘Giydiğinizden giydirin.’8 buyurur, hâlbuki benim iki takım yapmaya gücüm yoktu. Onun için bir elbiseyi aramızda paylaştırdım.” diyebilen kutlular da, yine bu yüce sistemin müntesiplerindendir.
Bu sistemde, bütün bir millet olarak, elemleri de lezzetleri de paylaşma vardır. Onun içindir ki, Hz. Ömer (radıyallâhu anh) -ki o gün bir devlet reisidir- kıtlık olduğu zaman, ekmeğini sirkeye batırıp yiyerek hayatını devam ettirmeye çalışır.. ve tavrıyla halkıyla beraber olduğunu gösterir.
Ebû Ubeyde b. Cerrah (radıyallâhu anh) ordusu açlığa maruz kaldığı bir dönemde, kendisinin de, askerleri gibi bir-iki hurma ile iktifa etmeye çalıştığı, üzerinde durulacak örneklerdendir.
Konuyla alâkalı, Asr-ı Saadet’ten daha çok örnek göstermek mümkündür. Her şeyden evvel Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) eline geçenleri dağıtırken bir ibadet neşvesi içinde olduğunu… Hz. Ömer’in (radıyallâhu anh) kendi bahçesini vakfederken hayatının en mesut dakikalarını yaşadığını… Ebû Talha (radıyallâhu anh) bahçesini fakir fukaraya bağışlarken Cennet’le müjdelenmiş gibi iliklerine kadar sevinç duyduğunu söyleyebiliriz.
Hâsılı, İslâm’daki içtimaî hayat işte bu zenginliktedir. Dolayısıyla onun, ne Marshall’ın, zenginin daha zengin olmasını sınırlandırıcı tekliflerine ne de Keynes’in faiz ile ilgili doktrinlerine ihtiyacı vardır. Müslümanın bir tek şeye ihtiyacı vardır, o da, İslâm’ı bütün müesseseleriyle bir bütün olarak yaşamaktır.
5. İslâm’da Sermaye Birikimi
Dipnotlar
- 8 Buhârî, iman 22; edep 44; Müslim, eymân 40; Ebû Dâvûd, edep 124; Tirmizî, birr 29.