Zamanında Roma’da, Yunanistan’da ve daha değişik ülkelerde de inkılâplar olmuştur. Ne var ki, bunlar, insanî değerleri açısından çok fazla bir şey vaadetmemiştir. Hatta bu toplumlarda inkılâplar, yeni bunalımlar getirmiş ve bazı yerlerde yeniden eskiye dönülmüştür. Hatta bazı dönemler itibarıyla bu inkılâplar insanlığa hemen hemen kan ve gözyaşından başka bir şey bırakmamıştır.
İnkılâp ona denir ki o, insanların kafalarında, kalblerinde, ruhlarında, maddî-mânevî hayatlarında, duygu ve düşüncelerinde müspet değişimler meydana getirir ve onları nefsânîliğin çukurlarından a’lâ-yı illiyyîn-i insaniyete çıkarır; sonra da temâdî ederek bir salih daireler sürecine dönüşür. İşte nübüvvet çerçevesinde en büyük bir içtimaiyatçı olan Resûl-i Ekrem, o engin, içtimaî anlayışla bunu da yapmıştır. Bilmem ki bunların ne kadarını biliyor ve ne kadarını çocuklarımıza anlatıyoruz!. Oysaki O, her hususta bizim için en kusursuz örnektir.
Asrımızın fikir mimarının da dediği gibi; yüzer feylesof alıp Ceziretü’l-Arab’a gitsek, günümüzün onca imkânlarına rağmen, O Zâtın, o zamana nispeten bir senede yaptığı şeyi; yüz sene çalışsak yine yapamayız. O, daha basiti ele alarak şöyle der: “Sigara gibi küçük bir âdeti, küçük bir kavimden, büyük bir hâkim, büyük bir himmetle, ancak daimi kaldırabilir.”16 İsterseniz daha küçülterek şöyle de söyleyebiliriz: Sigara içen bir adamın başına on insan toplansa, onun kanser yaptığını en muknî ifadelerle anlatsalar, ona sigarayı terk ettiremeyeceklerdir. Hâlbuki, O Zât, çevresinde bulunan insanların dem ve damarlarına işlemiş nice fena huyları bir hamlede, bir nefhada söküp atıyor ve onların yerlerine en sağlam insanî değerleri ikâme ediyor.
Dipnotlar
- 16 Bediüzzaman, Sözler s.251 (On Dokuzuncu Söz, Sekizinci Reşha).