İçeriğe geç

Onca zevk u safâya rağmen ruhen bomboş ve kalben de hep bir tatminsizlik içindedirler; her hâllerinde bir boşluk nümâyândır, bu itibarla da bir hayalet gibi kendilerini kovalayan streslerden, anguazlardan bir türlü kurtulamazlar; kurtulmak bir yana, ruh boşluğundan sıyrılalım derken daha derin bir kısım çukurlara yuvarlanırlar. Aldatan bir oyundan, öldüren başka bir eğlenceye, cismanî bir gayyadan, nefsanî başka bir veyle yuvarlanır dururlar da rahat nefes alabilecekleri yere kat’iyen ulaşamazlar. Ömürleri sürekli bir fasit daire içinde cereyan eder de her ne hâlse bir türlü bunu fark edemezler. Zannediyorum, hakikî imana yönelecekleri âna kadar da bunu asla anlayamayacaklar.

Aslında bunların problemleri Allah’tan kopmakla başlamış; çareyi sadece cismanî zevklerde aradıklarından daha da derinleşmiş ve onulmaz bir hâl almıştır. “Kim kendine Allah’ın nimeti gelip ulaştıktan sonra (bunun yerine başka bir şey koyarak) onu değiştirirse böylesi için Allah’ın azabı çok şiddetlidir.”1 mealindeki ilâhî beyan tam böylelerinin durumunu resmetmektedir. Ama bilmem ki onlar bunu anlayabilecekler mi.? Ben hiç sanmıyorum; zira bunlar neyi yitirdiklerinin de nerede yitirdiklerinin de hiç mi hiç farkında olamadılar; olamadılar ve hep kendilerini gerçek insanî değerlerden uzaklaştıracak fanteziler buldular. Bütün varlık ve eşya, Kur’ânî ifadeyle sürekli hakikati, Hakikatler Hakikati’ni hatırlattığı ve Allah yoluna imada bulunduğu hâlde onlar, sağa-sola döndü durdu ve Hakk’a ulaştıracak yolun dışında yollar, yöntemler aramada ömür tükettiler.

100