İçeriğe geç

Bu tür mülâhazalarla tamamen kendini salmış bu insanlar, yerinde en rezilâne davranışların bile müdafaasını yapabiliyor; fazilet-rezalet ayrımını, hayır-şer farklılığını bir telakki ürünü gibi görüp gösteriyor ve ahlâkî hiçbir endişe taşımayabiliyorlar, taşımadıkları kadar orman komşuları. Bu tam bir fecâat ve fezaat ama, –maalesef– onlar bunu hissetme yeteneğine dahi sahip değiller. Heyecanla çarpan sineleri var ama şehvet duygusuyla; her anları ayrı bir his tufanıyla geçiyor ancak nefsanî zevkler hesabına. Öyle bir gaflet ve dalâlet içindeler ki, onların yanında Nuh kavmi, Ahkâf şaşkınları, Semûd sergerdanları, Sodom, Godom sefilleri, Pompei rezilleri çok hafif kalır. Ne ar ne hayâ ne iffet ne de evrensel insanî değerler, silinip gitmiş hepsi. Hakk’a karşı vefasızlar; saygıdan haberleri yok; işleri-güçleri yalan, hıyanet ve her davranışları apaçık riya.. isterseniz gerisini Âkif söylesin:

“ Hayâ sıyrılmış inmiş, öyle yüzsüzlük ki her yerde… Ne çirkin yüzler örtermiş meğer o incecik perde! Vefa yok, ahde hürmet hiç, emanet lafz-ı bî medlûl; Yalan râyiç, hıyanet mültezem her yerde, hak meçhul. Yürekler merhametsiz, duygular süflî, emeller hâr; Nazarlardan taşan mânâ ibâdullahı istihkâr. Beyinler ürperir yâ Rab, ne korkunç inkılâb olmuş: Ne din kalmış ne iman, din harab, iman türab olmuş! Mefâhir kaynasın gitsin de, vicdanlar kesilsin lâl… Bu izmihlâl-i ahlâkî yürürken, kalmaz istiklâl!”
98