Çok erken denecek dönemde, tecrübî usulleri vaz’edenler Müslümanlar olduğu gibi, bugün hâlâ Avrupa ülkelerinde kullanılan bir kısım alet ve sistemlerin keşfi de yine Müslümanlara aittir; usturlap, ilim dünyasına Muhammed b. İbrahim el-Fezârî’nin armağanı; zîc ise, aynı isimdeki eseriyle Ebû Abdullah Muhammed el-Bettânî’nin hediyesi; ilim âleminde “cebir” isminin her zaman Cabir’le beraber anılması rastlantı değil; ilim dünyasında, Benû Musa’dan Muhammed’in adı ikinci derecedeki denklemlerin çözülmesi usulüyle, Ömer b. İbrahim’in ismi de üçüncü derecedeki denklemlerin halli usulüyle anılmaktadır; ay ve güneş tutulmalarının devrî olduğunu söylemekle bu konuda en doğru astronomik tespitlerde bulunan meşhur Ali b. Yunus olmuştur ki, bu zat aynı zamanda kendi “Zîc-i Hâkimî”si ve Nasîruddin et-Tûsî’nin “Zîc-i İlhânî”siyle zamanı ölçen, yıldızların yerlerini belirleyen ve saatlerde ilk rakkas uygulamasını gerçekleştiren binli yılların en namlı astronomudur.
Şimdilerde, bu ilim ve araştırma âşıkı insanlar bizim dünyamızda çok fazla bilinmeseler de münsif Batılılarca hep takdirle anılmakta ve ilim öncüleri olarak yâd edilmektedirler. İlim adamları, Lablas’ın, İbn Yunus ve Bettânî’nin gözlemlerinden yararlandığını söylerler. Hem niye olmasın ki, Batı dünyası asırlarca İbn Yunus ve Bettânî’nin sistemlerini kullanmış, üniversitelerinde talebelerine İbn Rüşd’ün felsefesini, İbn Sina ve Râzî’nin tıbbını okutmuş, Zehravî’nin cerrahi aletlerini kullanmış ve cerrahi yöntemlerini uygulamışlardır. Göz anatomisiyle alâkalı eski köhne düşünceleri yıkarak onların yerine, günümüzdeki bilgilere çok yakın tespitlerde bulunan el-Hâzin’i ilim dünyasında bilmeyen yok gibidir…