İlk Müslümanlar, yeryüzünde İslâmiyet’i neşrederken, bir yandan bütün himmetleriyle gönülleri aydınlatmaya çalışıyor ve insanlara, o döneme hâkim değişik istibdatlardan sıyrılma yollarını gösteriyor, diğer yandan da ulaşabildikleri her topluma yeni bir ilim anlayışı, tefekkür tarzı ve araştırma usulü sunuyorlardı. İslâm’ın zuhuru üzerinden henüz bir asır geçmemişti ki, Âkif’in ifadesiyle: “Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi / Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi / Zulmün ki, zevâl aklına gelmezdi, geberdi…” Evet, onun gür sesinin ulaştığı her yerde, firavunluklar tarumar olup gitti ve her bucakta hak ve adaletin bayrağı dalgalanmaya başladı. Putperestliğin yerini tevhid düşüncesi ve Allah’a kulluk alırken, taklit ve üstûreler de bir bir yerlerini ilim aşkına ve araştırma iştiyakına bırakıyorlardı.