Dün muasırları sürüm sürümken o yine böyleydi; didik didik ediyordu eşya ve hâdiseleri durup dinlenme bilmeden: Çağdaşları her şeyi uzaktan uzağa seyrede dursun, o her gün yeni yeni tespitleriyle yürüyordu varlığın özüne ve özlerin de özüne doğru. Bir dönemde böyle çalımla yürürken niye birdenbire durduk bilemeyeceğim; ama bugün bizim o muhteşem mirasımızı onların sahiplendiği açıktır. Evet, bu kez biz duraklamaya geçtik onlar yürüdü; yürüdü ve kökü bize ait esasları değerlendirerek nice keşiflere imza attılar. Her şeyin özüne, esasına ulaşamasalar da, çağın ilim ve teknoloji harikalarının arkasında onların olduğu muhakkak…
Bizler, uzak geçmişimiz itibarıyla oldukça parlak, şimdilerde ise zavallılardan daha zavallı birer zamanzede olmamıza karşılık; onlar, o kapkaranlık mazilerinden intikam alıyormuşçasına, ellerinde ilim meşalesi fersah fersah önümüzdeler ve insanî değerlerde olmasa da ilim ve araştırmadaki fâikiyetleriyle bize karşı caka yapmaktalar. Bize ne olmuştu da böyle gerilerin gerisinde kalıvermiştik.! Oysaki çok sağlam bir geçmişimiz, güçlü ve her zaman geçerli dinamiklerimiz, ilmi ve araştırmayı ibadet sayan bir dinimiz vardı; bu açıdan da, ne ilimlere ne de varlık ve hâdiselere hiç de yabancı değildik; ama her nasılsa bir kere cehalete, bağnazlığa, tembelliğe yenik düşmüş; sonra da kahreden bir taklit ve şablonculuğa takılıp kalmıştık!..
Ne günlerdi; biz kendimizdik, bütün araştırmalarımız da bizceydi. İbadet sayıyorduk düşünmeyi, araştırmayı ve öğretmeyi; hür düşünceli ve hakka ulaşma azmiyle gerilmiş binlerce ilim âşıkı şehit vermiştik.. harıl harıldık her alanda.. Hakk’ın kâinat kitabındaki şifrelerini çözme yolunda yarışır gibi bir hâlimiz vardı. “O maziler sanki bir yıkık rüya şimdi.” (M. Âkif)