İçeriğe geç

Hayra davet keyfiyetine gelince; Cenab-ı Vacibü’l-Vücud, Habib-i Edib’inin eliyle onlara bir nur, bir ışık yaktı. Bu ışık, geçmiş kitapları teyit eder mahiyetteydi. Onların o güne kadar bir beklenti hâlinde tekrar edip durdukları meseleleri realite safhasına çıkarıcı ve ümit bakımından onları besler mahiyette bir ışık yaktı. Ne var ki onlar, kanaat değiştirip farklı bir yola gittiklerinden dolayı Allah (celle celâluhu) da o ışığı söndürdü. Bu arada Aleyhissalâtü vessselâm etrafında toplananlar ise o nur ile nurlandılar, Allah da onların kalblerine inşirah verdi. İşte Allah nurunun iki tarafa bakan farklı yanları…

Demek oluyor ki, temsil ele alınırken مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِي اسْتَوْقَدَ نَارًا cümlesinde, seçilen kelimelerin karakteristik durumları itibarıyla, bir tek hâdise gibi görülen tek bir meselede hem münafıkların karanlık durumları hem de Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) getirip yaktığı ışık ve bu ışığın etrafında kelebekler gibi toplanıp pervâz edenlerin nur-efşân hâlleri ifade ediliyor. Peygamber’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) yaktığı ışığa karşı onların kör, duygusuz, dilsiz, kalbsiz olmalarına mukabil, mü’minlerin hem o nurdan istifade etmeleri hem de Allah tarafından muhafaza edilip fitne ateşlerinin onlara zarar vermeyeceği vurgulanıyor.

[1] Buhârî, daavât 10; Müslim, salâtü’l-müsâfirîn 181.

367