İçeriğe geç

Öyleyse; hüsnüzan yanında tedbir ve temkin adına bize düşen şey, “falan-filan müfsittir” deme yerine şuna bakmak olmalı: Kim inanmadığı hâlde inanmış görünüyor, yalan söylüyor ve başkalarını aldatmak için hileden hud’aya, hud’adan hileye koşuyorsa işte müfsit odur. Kim Allah’ın yardımını ve tevfikini bir tarafa bırakarak, Allah’ın emrettiklerini yerine getirmiyor ve hilelerle halkı aldatacağını, iğfal edeceğini, kandıracağını zannediyorsa işte müfsit odur. Keza kim yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyor, helâl-haram tanımıyor ve İslâm’ın servet mevzuundaki temel disiplinlerine aykırı hareket ediyor, ticarî ahlâksızlık, içtimaî ahlâksızlık yapıyor ve maddeyi esas alıp her şeyi maddî plânda görüyor ise işte bütün bu sıfatları itibarıyla gerçek müfsit odur. Evet, âyette işte bu vasıflar nazara veriliyor. Yani siz kimde bu vasıfları görürseniz, onlara karşı mutlaka ihtiyatlı olmalı ve temkin içinde bulunmalısınız.

Dil açısından Kur’ân-ı Kerim’in bu beyanı, iç dünyaları itibarıyla onları deşifre etmekte ve bizi de uyarmaktadır. Evet, Kur’ân-ı Kerim إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ sözünü, onların yalanları olarak müekked bir cümleyle yüzlerine çarpıyor.

إِنَّمَا نَحْنُ : إِنَّمَا te’kid içindir ve إِنَّ kelimesi, kâffe (amel etmesine mani olan) مَا ile kullanıldığında hasr ifade eder. نَحْنُ kelimesi ise zamir-i munfasıldır.

Buna göre onlar: “Eğer yeryüzünde ıslahçı olarak gösterilecek bir zümre varsa o da, biziz.” diyorlar. Aslında, günümüzde de hangi ifsatçıya sorarsanız sorun, “Biz her türlü klik, mezhep, meşrep anlayışların çok çok ötesinde insanlığa hizmet eden kimseleriz.” dediklerini duyarsınız. Onlar böyle diyecekler ama görünen köy kılavuz istemez, onlar bozguncuların ta kendileridirler ve yalan söylemektedirler.

278