Yirminci asırda dünyanın âdeta bir şehir hâline gelmesi, genel bir medeniyet anlayışı düşüncesini oluşturmuştur. Bugün topyekûn insanlığa “20./21. asrın medeniyet telâkkisi” hâkim olmuştur. Dolayısıyla, bilim, teknoloji ve insanlığın hedef alınması açısından Batı medeniyeti ile Doğu medeniyeti arasında ciddi bir farklılık söz konusu değildir. Aradaki fark, bu medeniyete ayak uydurmada gösterilen performansla alâkalıdır. Her milletin bu hıza ayak uydurma kapasitesi farklılık arz edebilir. Bir devlet adamı veya bir toplum, kendi ülkesi hakkında: “İnşâallah önümüzdeki beş yılda gelişmiş ülkelerin ilk ellisi, on yılda ilk yirmisi, on beş yılda da ilk onu arasında yerimizi alacağız.” dediği zaman, o ülke adına bir hedef belirlenmiş demektir.
Binalarımız, şehirlerimiz, sanayi ocaklarımız ve sahip olacağımız daha pek çok şey bu medeniyetin gereğince oluşacaktır. Dünyada, Fransız ihtilalini veya Avrupa Rönesansını müteakiben bir medeniyet furyası patlamış, radyoaktif tesirleri dünyanın her yerinde hissedilmiş ve insanlar âdeta sarhoşçasına, kayıtsız-şartsız o medeniyete yönelmişlerdi. Şehir plânlamaları yapılırken ulaşım, mimarî ve altyapı problemleri hiç düşünülmemiş, neticesi hesap edilmeksizin pek çok zararlı atık denizlere akıtılmış ve böylece belki bütün bir insanlığı doyurabilecek bir gıda deposu sabote edilmiştir. İnsanoğlunun tabiî yaşama alanı olması gereken şehir merkezlerine büyük fabrikalar ve sanayi tesisleri kurulmuş ve insanların ruh ve beden sağlıkları tehlikeye atılmıştır.
Evet, işte bu medeniyet, âdeta elinde kılıcıyla bir cellat gibi insan unsurunu tehdit eder hâle gelmiştir. Vebali, bu medeniyeti inşa edenlere aittir ve onlar, Allah’ın huzurunda bunun hesabını vereceklerdir. Bu anlayışın önünü ancak, mevcut medeniyet telakkilerinin dışında yepyeni, anlayışlı, kültürlü ve devrini kavramış bir İslâm medeniyeti alabilir.