İçeriğe geç

Geriye dönelim; hakikaten bir insan kendisinden şüphe etmeli, her meselesinde şeytanın bir parmağı olabileceği kuşkusunu içinde taşımalıdır. Ashab-ı kiram arasında otuz kadar insan vardı ki, kendilerinde nifak sıfatı bulunuyor endişesi ile çok korkarlardı.61 Bunların içinde Hazreti Ömer (radıyallâhu anh) ve Hazreti Aişe validemiz de vardı. İslâmiyet’i kılı kırk yararcasına yaşamalarına rağmen onlar yine de korkuyorlardı ve korktukça da başları arş-ı kemalâta yükseliyordu. Şimdilerde ben bu kutlu endişeyi taşıyan nesli görmekle ümitleniyorum ve “Bunlar çoğalsın gelsinler de ben onları teselli edeyim.” diyorum.

Bugün de soru sahibi gibi bir delikanlı yanıma geldi. “Hocam! Ben içimde bir nifaktan çok endişe ediyorum.” dedi. Ben, bu nesil içinde böylesi insanların bulunmasından dolayı seviniyor ve Allah’a hamd ü sena ediyorum. Böylesi kutlulara diyeceğim şey şudur: Bizler, fıtrat itibariyle insan olarak yaratıldık. İnsanın mahiyetinde şeytandan, cinden ve melekten –az da olsa– bir maya vardır. O, ahlâk-ı ilâhiye ile ahlâklandığı zaman bir melek; ihmale uğrayıp kokuşturulduğu, mânevî duyguları itibariyle güdükleştirildiği zaman da şeytana rahmet okutacak bir mel’un durumuna düşmektedir.

90