İçeriğe geç

Milletler için beş devre mevzubahistir: Yükselme devresi, kültür devresi, sanat devresi, zevke dalma devresi ve daha sonra Allah’ın gazabına maruz kalma devresi. Her millet bu beş devreyi mutlaka yaşar, kimse bundan kurtulamaz. Yalnız bu devreler uzayıp kısalabilir. Osmanlı’da bu devreler altıyüz senede tamamlanmıştır. Bunun üç yüz senesi yükselme dönemidir ki, haddizatında bu çok müthiş bir hâdisedir. Fakat bir süre sonra diğer devreler birbirini takip etmeye başlar ve artık baş aşağı gidişin önü alınamaz.

Burada müsaadenizle şunu da ifade etmek istiyorum: Biz Müslümanlar olarak, aslında bu türlü fikrî ve ruhî bozulmayı şiddetle reddederiz. Her zaman zindeliğin ve canlılığın yanındayızdır. Yükselme döneminde nasıl saf ve sade yaşıyorsak ileride de –inşâallah– bu saflığımızı bozmamalıyız. Bu elimizde midir, değil midir? Bu mevzuda bir şey diyemeyeceğim. Fakat bugün çok büyük meseleleri omuzlayan insanlar, nasıl yüce bir mevkide bulunduklarını ve kendilerini nasıl ciddi vazifelerin beklediğini düşünerek hayatlarındaki saffeti bozmamalıdırlar. Bir insan, her şeye sahip olduğu anda, hiçbir şeye sahip olmadığı zamandaki hâlet-i ruhiyesini muhafaza edebiliyorsa, Allah’ın izniyle onun canlılığını devam ettirmesi mümkündür. Resûl-i Ekrem hayatı boyunca çizgisini hep korumuştur. Mekke’nin fethinden sonra Müslümanlar için dünyalık nimetler de çoğalmaya başlamıştı. Belki çoğu kimsenin evi halılarla döşenmişti, fakat Allah Resûlü’nün evinin tabanı hâlâ topraktı ve üzerinde sadece bir battaniye vardı. Herkes Mekke’ye muzaffer bir ordu edasıyla girerken O (sallallâhu aleyhi ve sellem), bineği üzerinde iki büklümdü ve bu tavrını hiçbir zaman değiştirmemiş, yaşayışını bozmamıştı. İşte böylesi bir hayat tarzı, yüce insanların kâmetine uygun yüce bir yaşayıştır.

293