İçeriğe geç

Evet, bu hâdiseden de anlaşıldığına göre Allah Resûlü, “Farzları yaparım, başka şey yapmam!” diyen bir insan için “Eğer doğru söylüyorsa kurtuldu.” ifadesini kullanmıştır. Kaldı ki Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat, insanın kurtuluşu için öncelikle imanı şart koşmuştur. Vâkıa ibadet ü taat çok mühim bir esastır. Bir insanın son sözü “Lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlullah” ise o insan, bu ahd ü peymâna sadakat içinde dünyadaki emanetini tevdi ederse, Allah’ın (celle celâluhu) lütfu ile kurtulur. Biz de ümit ediyoruz ki, öte dünyaya kelime-i tevhide sadakat içinde giden inşâallah kurtuluşa erer. Ancak çok defa kastî olarak ibadet ü taati terk eden bir insanın hesaba çekileceğini de yine hadis-i şerifler ifade etmektedir.

Bediüzzaman Hazretleri’nin bu takva tarifinin dayandığı ayrı bir nokta daha vardır: Günümüzde eskiden bu yana anlaşılageldiği şekilde bir takva anlayışını yaşamak çok zordur. Günümüzün gençleri farzları yerine getirip büyük günahlardan kaçınırlarsa takva dairesi içine girer ve Allah’ın lütfu ile –inşâallah– kurtulurlar. Ancak bu meselenin neşvesine az çok eren, iman hakikatlerinin vicdanında bir zevk-i ruhanî hâlinde dalgalandığını hisseden bir insan, âzami derecede takvayı, zühdü, feragati yaşamakla mükelleftir. Yani bu durum, insanların bir bakıma Müslümanlığı yaşama mevzuunda göstermesi gereken asgari gayrete işarettir. Meselenin azamisi ise şudur: Kişi, farzlarını yapmalı, büyük günahlardan sakınmalı, yer yer küçük günahları işlerse ondan dolayı ızdırap çekip inlemeli, günahta ısrar etmemeli, şüpheli şeylerden dahi sakınmalı ve kendi ruhunda her zaman velâyete götürücü hakikatleri yaşayıp velâyeti temsil etmelidir.

138