İçeriğe geç

Yukarıda, herkesin, kimden bir ışık görmüşse onu yıldız zannettiğini ifade etmiştik. Hatta insanlar bununla da kalmamış, -bir kesim itibariyle- peşinden gittikleri kimseleri Mehdi olarak görmüşlerdir. Çocukluğumda ben de bir iki mürşide intisap etmiş ve müntesiplerinin bu zâtları Mehdi olarak gördüklerine şahit olmuştum. Binaenaleyh şimdiye kadar bu şekilde belki yüz tane Mehdi görmüşümdür! Bana göre bu asırda âdeta bir Mehdi enflasyonu yaşanmaktadır… Nitekim hiçbir devirde bu kemmiyette Mehdi ve Mesih görülmemiştir. Vâkıa, büyük kimselerin hiçbiri böyle bir iddiaya kalkışmamıştır. Büyük tanıdığımız kimseler, “Allah beni Hazreti Mesih’e merkep yaparsa bunu cana minnet sayarım. Ben kendimi ona bile layık görmüyorum.” demişlerdir. Büyüklerde büyüklüğün alâmeti küçük görünmek, küçüklerde küçüklüğün alâmeti ise büyük görünmektir. Ancak bu meselede büyük zevatın kusur ve kabahatı yoktur. Nitekim “Şeyh uçmaz, müridleri uçurur.” sözü boşuna söylenmemiştir. Halk cahil olup kelâm ve fıkıh usulü bilmeyince ve kalbî hayatı da olmayınca bazı zatların hiss-i kable’l-vukû nev’inden bir kısım şeylere nigehbânlığını onların bu tür makamları hâiz olduğuna hamletmişlerdir.

Sahabe efendilerimiz bu tür şeylerden hep kaçmışlardır. Mesela Hazreti Ebû Bekir’in (radıyallâhu anh) olağanüstü hallerine dair nakledilmiş hiçbir şey yoktur. Hâlbuki o, peygamberlerden sonra beşerin en büyüğüdür. Hazreti Ömer’e (radıyallâhu anh) isnad edilen bir-iki vak’adan başka onun durumu da aynıdır. Hâlbuki Hazreti Ömer (radıyallâhu anh) mülhemûndandır, ilhama mazhar bir zattır ve bütün aktâbın üstündedir.

185