İnsan, işin sadece zâhirine baktığı zaman sebepler dairesi içinde boğulabilir. Onun, daire-i esbabın içinde boğulmaması için esas, illetler ve hikmetler âlemine yönelip seyahatini orada sürdürmesi gerekir ki, o da ism-i Bâtın’a bakmaktır. İsm-i Bâtın’ın dûnunda hiçbir şey yoktur. Yani O’ndan gayri esas ve müessir yoktur. Her şey varıp O’na dayanmaktadır. Şu zâhirdeki cilveler, esbâb ve illetler itibariyle “Zâhir” ismine dayanıyorsa, neticeleri itibariyle de “Bâtın” ismine dayanırlar. Binaenaleyh bir ağaç, dışındaki güzelliği, açan çiçekleri, sarkan meyveleri, tebessüm eden yaprakları ve sofra sofra bağ ve bahçeleri ile “Zâhir” ismini gösterdiği gibi, içindeki programı, plânı ve harika sistemiyle de “Bâtın” ismini göstermektedir. Meselâ bir elma, dışının zînetiyle, süsüyle “Zâhir” ismini gösterdiği gibi, yaratılmasındaki illetler, içinde saklanan vitaminler ve bu vitaminlerin insan vücuduna olan faydalarıyla “Bâtın” ismine delâlet etmektedir. Bunun gibi, mesela bir balık, dışının güzelliğiyle, insanda hayranlık uyandıran fizyolojik yapısıyla ism-i Zâhir’i gösterdiği gibi, içinde sakladığı proteinleriyle ve insanoğlu için hayat macunu olması keyfiyetiyle ism-i Bâtın’ı göstermektedir. İşte böylece bâtın ile zâhir iç-içe daireler hâline gelir.