“İnsanın Müslüman olması asıl, kâfir olması ise arızîdir.” dedik; zira küfür, bir kısım dış sebep ve etkilerle meydana gelir. Bir insan hakkında, bu dış sebep ve etkilere maruz kalmadan hüküm verilecekse ona Müslüman demek doğrudur. Meselâ, bir kuş yavrusu yumurtadan yeni çıktığı ve uçamadığı hâlde biz ona “kuş” diyoruz. Hâlbuki ileride bu yavrunun kanatları kırılabilir, kabiliyetleri körelip bozulmaya uğrayabilir. Küfrün mânâsı, insanda bulunan inanma irfan ve iz’anını köreltme demektir. Bu mânâdan olmak üzere Arapça bir kelime olan “küfür”ün mânâlarından biri, “bir şeyi örtmek”tir ki tarlaya tohum atarak üstünü örtüp kapayan çiftçiye bu mânâda “kâfir” denir36. Istılahi manadaki kâfire gelince, kalbindeki fıtrat-ı selîmesini, inanabilme duygusunu, içindeki Hakk’a muhabbet istidadını kapatan kişi demektir.
Yumurtadan çıkan kuşun yavrusu bir belâya uğrasa, kolu kanadı kırılsa, tabiatına ters bir durum almış olacak ve uçamayacaktır; uçamayacak ve kendisi için en belirgin özellik olan uçma işini yapamadığı için de tam tekmil bir kuş olarak kabul edilmeyecektir. Fakat yavru henüz böyle bir duruma maruz kalmamış, kuş olmaya ait hususiyetlerini koruyor, koşup duruyor, sıçrıyor ve uçma denemeleri yapıyorsa, onu gördüğümüzde “Bu kuştur” der ve bir gün uçabileceğini söyleriz. Ama bu yavru arızî bir sebeple karşı karşıya kalıp da şöyle böyle uçma kabiliyetini kaybetse ve daha sonra uçamasa bu defa ona “arızalı kuş” deriz.