Asrımız her şeyin topluluklarla temsil edildiği bir asır olduğu için bu devirde meseleyi belli şahıslara has kılmak ve Kahtânî’yi bir şahıs olarak görmek kat’iyen hatadır. Nitekim Mehdi’yi ve Mesih’i de vazifelerinin bütünü itibarıyla bir şahıs olarak görmek doğru bir yaklaşım değildir. Vâkıa her büyük dava belli şahıslar tarafından temsil edilir ama davanın sürekliliği içinde ona omuz verecek kimselerle birlikte mesele şahs-ı mânevîye inkılâp eder. Bu ince noktadan ötürüdür ki, Müslümanlığa Muhammedîlik demiyoruz. Zira Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) vazifesini tebliğ buyurmuş, irtihal-i dâr-ı bekâ etmiş ve gitmiştir. Ondan sonra o prensipler ve esaslar içinde Müslümanlık; Ebûbekir’lerin, Ömer’lerin, Osman’ların, Ali’lerin ve daha nicelerinin omuzlarında şehbâl açmış, âfâk-ı âlemde dalgalanıp durmuştur.
Az önce ifade ettiğimiz gibi asrımız, fertlerin değil, şahs-ı mânevîlerin ön plana çıktığı bir zamandır. Günümüzde bir fert, eşi-benzeri olmayan biri olsa dahi tek başına tesirsiz kalır. Büyük zâtlar, cemaatlerini kendi şahıslarına bağladıkları nispette iflasın eşiğindedirler demektir. Bu sebeple meseleyi büyük hakikatler ve prensiplerle gelecek nesillere intikal ettirmek gerekir ki, biz buna şahs-ı mânevî diyoruz. Onun için Kahtânîliği de bu şekilde şahs-ı mânevî olarak anlamak daha doğru olacaktır.
Her şeyin doğrusunu Allah bilir.
48 Buhârî, enbiyâ 48; Müslim, îmân 247; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 3/345, 384.
49 Buhârî, menâkıb 7, fiten 23.
50 Müslim, fiten 61.
51 Bkz. Muhammed el-Kastallânî, İrşâdü’s-sârî li-şerhi Sahîhi’l-Buhârî, 6/6, 14, 10/202.
52 Nuaym İbn Hammâd, el-Fiten 1/402, 408.