Hz. Ömer devrinde bir kuraklık olmuştu. Hz. Ömer, bu belânın kendi yüzünden ümmete musallat olduğuna inanıyordu. İki büklümdü ve yüzü bir türlü gülmüyordu. Bir gün aynı düşünceli eda ile evine gidecekti, fakat birden durdu. Geriye döndü ve koşar adımlarla bir istikamete doğru yürüdü. Geldiği ev Hz. Abbas’ın eviydi. Kapıyı Hz. Abbas açtı ve onun, ne olduğunu sormasına bile fırsat bırakmadan elinden tuttu ve bir tepeye doğru götürdü. Orada Abbas’ın elini havaya kaldırarak şöyle dua etti:
“Allahım, biz hayatta iken, Resûlü’nün aziz varlığını şefaatçi yapar ve isteyeceğimizi O’nun adına isterdik. Fakat artık O aramızda değil. Ancak bugün Senin huzuruna, Habib’inin amcasıyla geldim. Şu el hürmetine bize yağmur ver!”
Sahabi diyor ki, daha onların elleri havadan inmemişti ki gökten sağanak sağanak yağmur boşalmaya başladı.13
Ve yine Hz. Ömer devrinde kuraklık ve kıtlık olmuş, Müslümanlar yağmursuzluktan bunalmışlardı. Bir sahabi Allah Resûlü’nün nurdan kabrine vardı ve: “Yâ Resûlallah, Allah aşkına ümmetin için Allah’a müracaatta bulun da yağmur versin.” diyerek teveccühte bulundu. Sonra da evine gidip yattı. Rüyasında ona: “Git Ömer’e söyle, Allah yağmur verecektir.” denildi; derken ardından da yağmur geliverdi…
Bir başka vak’a: Gözleri görmeyen bir zat, Allah Resûlü’ne gelerek, gözlerinin görmesi için dua istedi. Allah Resûlü de ona gidip iki rekât namaz kılmasını ve namazın ardından da Allah Resûlü’nü vesile yaparak gözlerinin açılması için dua etmesini söyledi. Bu adam denilenleri yaptı ve gözleri birden açılıverdi…14 Dünden bugüne ümmet herhangi bir hastalıktan kurtulmak istediklerinde iki rekât namaz kılıp bu duayı okumuş ve Cenâb-ı Hakk’ın lütfuyla da hep şifa bulmuştur…