İçeriğe geç

Kul nafile ibadetlerle Rabbi’ne adım adım yaklaşır. Bu yaklaşma onu öyle bir duruma getirir ki, orada Rabbi onun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli… vs. olur.2 İşte her kulun Cenâb-ı Hak’la böyle münasebete geçmesi mümkündür ve arada hiçbir vasıtaya da ihtiyaç yoktur. Zira Allah (celle celâluhu) her insana şah damarından daha yakındır.3 Ve her kulun yalvarış ve yakarışını duyup, onun duasına icabet etmektedir.4

Cenâb-ı Hak, nasıl zâtında, ef’âlinde ve rubûbiyetinde birdir; öyle de insan, O’na mukabil kulluğunu birleme mecburiyetindedir.

Zaten bütün namazlarımızda Fatiha’yı okurken aynı şeyleri söylemiyor muyuz? “Sadece Sana kulluk eder ve istediğimizi de sadece Senden isteriz.”5 Bunun mânâsı, aradaki bütün vasıtaları silerek Rabb’e muhatap olmak değil midir?..

Kâfirûn sûresinde anlatılan hakikatler de, arada herhangi bir vesile ve vasıta olmadan doğrudan doğruya Cenâb-ı Hakk’a kulluk yapmayı göstermekte ve tevhidin bu mertebesine işaret etmektedir.

Efendimiz de tevhid adına yaptıkları bir duada şöyle buyurmaktadır: “Allahım, Senin vermek istemediğini kimse veremez. Evet, Sen ‘Verilmesin!’ dedikten sonra kimse veremez, ‘Verilsin!’ deyince de kimse mâni olamaz. Senin hükmünü kimse geriye çeviremez. Eğer bir hüküm vermişsen mutlaka o yerini bulur ve geriye döndürülemez. Hiçbir soylu, büyük veya şerefli insan Senin verdiğin hükme muhalefette bulunamaz.”6

Mealen arz ettiğimiz ve hiçbir tefsir ve tahlile girmediğimiz, Allah Resûlü’ne ait bu dua ve yalvarış da gösteriyor ki, Allah dilemedikten sonra kimsenin kimseye hiçbir faydası, hatta insanın kendine bile faydası olamaz. Bundan da anlıyoruz ki, Allah Resûlü bize, vesile ve vasıtalardan sıyrılarak hâlis ve sâfi kulluğa ulaşmanın yollarını göstermektedir.

21