İçeriğe geç

Diğer taraftan, dört büyük halifeden Hz. Osman ve Hz. Ali de şehit olmuştur. Birisi Kur’ân okurken, diğeri ise mescide giderken. Aralarındaki farkı, içinde bulundukları son durumla da değerlendirmek mümkündür. Bir bakıma Hz. Ebû Bekir de şehit olmuştur; derler ki: Hayber’de aldığı zehir tedricen, vücuduna dağılmış ve ondan dolayı vefat etmiştir. Hem ona ne gerek var; o hassas ve incelerden ince insan, Allah Resûlü’nün ayrılığına daha fazla tahammül edemedi.. ayrılık ateşi onu yedi bitirdi. Bu yönüyle de o şehitlik mertebesini elde etti. Ancak onun zirve noktası sıddîkiyetiydi. Nitekim Hz. Ali de kendi hususî durumu itibarıyla kimsenin onunla boy ölçüşemeyeceği kadar büyüktü. Ehl-i Beyt’i o temsil ediyordu ve bu hususî fazilette Hz. Ali hepsinden büyüktü. Fakat umumî fazilet söz konusu olunca birincilik Hz. Ebû Bekir’e, ikincilik de Hz. Ömer’e aitti.

Şehidin şehitlere, sıddîkin de sıddîklere el uzatıp şefaat edeceğine dair mevsuk bir şey bilmemekle beraber kalbime yatan odur ki, böyle olmalıdır. Daha sonra da onlar kendi yakınlarına ve tanıdıklarına el uzatacaklardır. Her iki mertebeyi elinde tutanlara ise, ümit edilir ki, el uzatan, doğrudan doğruya Resûl-i Ekrem (aleyhisselâm) olsun!

Bu mertebelere dair esrara gelince, onları anlatmak benim iktidarımın dışındadır. Zira o mertebenin zirvesini yakalayanlar, ne benim anlatabileceğim ne de başkasının anlayabileceği insanlardır!.

Sıddîkiyetin her mertebesi şehitliğin her mertebesinden üstün değildir. Üstünlük en uç noktalara aittir. Çünkü bunlardan birincisi Hz. Ebû Bekir olmak, diğeri ise Hz. Ömer olmak, demektir.

73