İçeriğe geç

Biz, tek başımıza hareket eder, iki kişi ile dahi olsa omuz omuza vermez, dost ve arkadaşlarımızdan kopuk hâle gelirsek, Cenâb-ı Hakk’ın (celle celâluhu) şahs-ı mânevîye (toplum fertlerinin bir araya gelmesinden hâsıl olan mânevî şahsiyete) olan hususî lütuflarından mahrum kalırız. O zaman da, Cenab-ı Hak (celle celâluhu), ikinin üçüncüsü olup bizi desteklemez. Bu mevzuda terakkî tarîkiyle bir maiyyet ve bir çeşit bütünleşme söz konusudur. Yani birinci, ikinci, üçüncü vs. fert sağlam olacak ve bu sağlam fertler üzerine sağlam bir cemiyet kurulacak ve Cenâb-ı Hak (celle celâluhu) da bu cemiyeti koruyup kollayacak, hususî himayesine alacak, inayet kubbesi altında toplayıp muhafaza edecek.. böylece fertler şahsî şemsiyeleriyle kendilerini korumaya çalışmak gibi bir külfetten kurtularak semavî bir emniyet ve güvene ereceklerdir.

Evet, topluluk içinde ve insanlarla beraber yaşama önemli bir faktördür ve tevfik-i ilâhînin de en büyük vesilesidir. Evet, bir insan tek başına bir inzivahanede veya bir dağ başında hiç durmadan namaz kılsa, oruç tutsa, eline geçen her şeyi sağa sola infak etse, gidip hac yapsa, Hacerü’l-Esved’e yüz sürüp gözyaşı dökse; Kâbe’de, Ravza’da birleri binler hâline getirme kapılarını zorlasa, yine de Cenâb-ı Hakk’ın (celle celâluhu) ona lütufları fert plânında olacaktır.

Ne zaman ki o, “Himmetim milletimdir.” der ve gönlünü bir millet ve hatta bütün insanlık çapında genişletir, gelecek rahmet de o derece vüs’atli gelir. Nitekim Kur’ân-ı Kerim, Hz. İbrahim’den bahsederken “İbrahim bir ümmetti.”12 der. Ve himmetini âli ve yüce tutan Hz. İbrahim’i tek başına bir millet olarak kabul eder.

154