İçeriğe geç

Bir keresinde de Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh) ile Hz. Ömer arasında küçük bir anlaşmazlık olur. Hz. Ömer kırıcı bir söz söyler veya dargınlığını ifade eden bir hareketle ayrılır ve evine gider. Her ikisi de bir iki dakika sonra olanlardan üzüntü duyar ve birbirlerini aramaya başlarlar. Nihayet her ikisi de birbirinden habersiz gidip durumu Allah Resûlü’ne arz etmeyi düşünürler. Evvel gelen Hz. Ebû Bekir olmuştur. “Yâ Resûlallah!” diye söze başlar ve devam eder “Ömer’le aramızda bir münakaşa oldu; fakat ben haksızdım ve Ömer’in kalbini kırdım.” Daha o bunları konuşurken ileriden Hz. Ömer görülür. Telaş içindedir. O da Allah Resûlü’ne, aynı şekilde, Hz. Ebû Bekir’in gönlünü kırdığını ve ne yapması gerektiğini sormaya gelmiştir. Gerçi Allah Resûlü meseleyi dinledikten sonra bütün cihana Hz. Ebû Bekir’in kim olduğunu anlatacak ve şöyle diyecektir: “Arkadaşımı bana bırakın! Vallahi hepiniz beni inkâr ettiğinizde o bana iman etmişti.. hepiniz beni kovduğunuzda evini ve sinesini bana o açmıştı…”15

Ancak burada bizim söz konusu etmek istediğimiz husus, her iki sahabinin de kendisini suçlu görüp, Hakk’ın (celle celâluhu) hatırını her şeyden âli tutmaları gerçeğidir. Evet, onlar ateşin içinde dahi birleşmek gerekseydi, hiç şüphesiz oraya, Cennet’e girer gibi girerlerdi.

159