İçeriğe geç

Ayrıca, nefsanîlik ve şeytan, ruhlarda rekabet hissini tahrik eder ve bizler de bununla imtihan oluruz. Hatta gıpta gibi, ilk başta masum görünen ve hizmette insanları yarışa sevk eden bir duygu dahi eğer neticesi itibarıyla rekabet hissine dönüşecekse, burada da bir imtihandan söz etmek mümkündür.

Meselâ, bir şahsın insanların hidayetine vesile olucu çaba ve gayretleri, semere bakımından bir başkasından daha çok olabilir. Eğer az olan çok olanı kıskanıyor veya gıpta ediyorsa, bilmelidir ki ciddî bir imtihan geçiriyor.

Hâlbuki Allah (celle celâluhu), bir âyetinde “Muhakkak sen, insanları doğru yola iletirsin.”6 dediği hâlde başka bir âyetinde “Sen istediğini hidayete erdiremezsin; fakat Allah (celle celâluhu) istediğini hidayete erdirir.”7 demektedir. Demek ki asıl hidayete erdiren Allah’tır (celle celâluhu). Mürşid, doğru yolu açar ve icabında onu bir şehrah hâline getirir, yanlarına ışıklar, reflektörler kor ve insanlar sapmadan o yolda yürür ve doğruyu bulurlar; fakat neticede “hâsıl-ı bi’l-masdar” olarak imanı gönüllere koymak tamamen Allah’a (celle celâluhu) ait bir keyfiyettir. Biz ve irademize bırakılan “mânâ-i masdarî”dir. Bunun da haricî vücudu yoktur, yani kudret ve iradenin taalluk ettiği sahada ona “var” denemez. Ancak onun ilmî ve izafî bir vücudu vardır.

Yine bu imtihan cümlesinden olarak, birisine Cenâb-ı Hak (celle celâluhu), beyan gücü verir ve o insan imanî ve Kur’ânî hakikatlere en güzel şekliyle tercüman olur. Bir başkası da bunu kıskanır.. ve “Niçin bana da aynı haslet verilmedi?” diye hayıflanır durursa; işte bir imtihan daha ve işte onun fena akıbeti!

151