Meseleyi biraz daha ileriye götürerek şöyle de diyebiliriz: Ahirete ehil hâle gelme ancak dünya ile mümkündür. Zira bütün his, duygu ve latîfelerimiz burada inkişaf ve inbisat etmektedir. Cenâb-ı Hakk’ı (celle celâluhu) görmeye de ancak bu şekilde ehil hâle gelebileceğiz…
İnsan dünyada iken, böyle bir mahiyetle hazır olmadığı için Cenâb-ı Hakk’ı (celle celâluhu) göremiyor. Çünkü henüz bu istidadı kazanmış değildir. Meselenin zaman, mekân ve diğer buudlarla bir alâkası yoktur. Allah (celle celâluhu) bize daima şah damarımızdan daha yakındır.6 Lütuflarıyla başımızı okşamakta ve iradesiyle bizim işlerimize müdahale etmekte ve sonsuz kudretiyle tasarrufta bulunmaktadır. Tasavvufî bir eda ile söyleyecek olursak,
“Hak’tan ayân bir nesne yok, gözsüzlere pinhân imiş.”
Bir görmeme işi varsa, o, bizdeki kusurdan dolayıdır. Bu kusuru giderme de Allah’ın (celle celâluhu) elindedir. Orada, bu kusuru giderecek ve insanlar da O’nun cemalini seyrederek asıl muratlarına ereceklerdir.
İşte dünya böyle neticeleri meyve veren bir tarladır. Dünyadan ukbâya intikal edince, nurdan perdeler bir bir açılacak ve insan Rabbini müşâhede edecektir.