İçeriğe geç
Sözler

sanatlı eserleriyle doldurulmuş bir halde ve şuur sahibi kullarına bir seyir yeri suretinde ona seyyar bir mesken vaziyeti verilmiş. Vakitleri ve hesabı bildiren saat akrebi gibi ay da ince hesaplar ve muazzam hikmetlerle ona takılmış. Ve aya da başka menzillerde ayrı bir seyahat takdir edilmiş.

İşte mübarek gezegenimizin şu halleri, yerküre kuvvetinde bir şahitlikle, bir Kadir-i Mutlak’ın varlığının vücûbiyetini ve O’nun birliğini ispat eder. Madem gezegenimiz böyledir, güneş sistemindeki diğer gezegenleri de ona kıyaslayabilirsin.

Hem kendi yörüngesi üstünde çekim kuvveti denilen manevî ipleri yumak yaptırmak için dolap ve çıkrık hükmündeki güneşi bir Kadîr-i Zülcelâl’in emriyle döndürüp, gezegenleri o manevî iplerle bağlayıp düzene koymak ve güneşi bütün gezegenleriyle saniyede beş saatlik bir mesafeyi alacak kadar bir süratle, bir tahmine göre “Herkül Burcu” veya “Güneşler Güneşi” tarafına sevk etmek, elbette Ezel ve Ebed Sultanı Zât-ı Zülcelâl’in kudreti ve emriyle olur. Âdeta rubûbiyetinin haşmetini göstermek için itaatkâr askerleri hükmünde olan güneş sistemi ordusuna bir manevra yaptırır.

Ey astronomiyle uğraşan efendi! Hangi tesadüf bu işlere karışabilir? Hangi sebebin eli buna ulaşabilir? Hangi kuvvet buna yanaşabilir? Haydi, sen söyle... Hiç böyle bir Sultan-ı Zülcelâl, acz gösterip mülküne başkasını karıştırır mı? Bilhassa kâinatın meyvesi, neticesi, gayesi, özü olan canlıları başka ellere verir mi? Başkasını icraatına müdahale ettirir mi? Hele o meyvelerin en kuşatıcısı ve o neticelerin en mükemmeli, yeryüzünün halifesi ve Zât’ının aynası mahiyetinde bir misafiri olan insanı başıboş bırakır mı? Ve onları tabiata ve tesadüfe havale edip muhteşem saltanatını hiçe indirir mi, kusursuz hikmetini kıymetsiz hale getirir mi?..

816