Hem bu vaziyetteyken insanlığı itibarıyla bütün insanlar ve dünya ile alâkadar olduğu halde, dünyayı ve insanı Hakîm, Alîm, Kadir, Rahîm, Kerim bir Zât’ın idaresinde kabul etmediği ve onları tesadüfe, tabiata havale ettiği için dünyanın korkuları, insanın halleri onu daima sıkıntıya boğar. Kendi elemiyle beraber diğer insanların elemini de çeker. Dünyanın zelzelesi, salgın hastalıkları, tufanı, kıtlığı, pahalılığı, geçiciliği ve yok olup gidecek olması ona çok sıkıntı veren ve karanlık birer musibet şeklinde görünür, azap verir.
Hem şu haldeki insan, merhamete ve şefkate lâyık değildir. Çünkü bu dehşetli vaziyete kendi kendini düşürüyor. Sekizinci Söz’de kuyuya düşen iki kardeşin halleri karşılaştırılırken denildiği gibi, nasıl bir adam güzel bir bahçede, güzel bir ziyafette, güzel dostlar arasında, temiz, tatlı, namuslu, hoş, meşru bir lezzet ve eğlenceye kanaat etmeyip gayrimeşru ve pis bir lezzet için çirkin, necis bir şarabı içse, sarhoş olup kendini kış ortasında, pis bir yerde, hatta canavarlar içinde hayal etse, titreyerek bağırıp çağırsa merhamete lâyık değildir. Çünkü namuslu ve mübarek arkadaşlarını canavar gibi görür, onlara hakaret eder. Hem ziyafetteki leziz yiyecekleri ve temiz kapları pis taşlar zanneder, kırmaya başlar. Hem o meclisteki hürmete lâyık kitapları ve mânidar yazıları mânâsız ve kıymetsiz nakışlar gibi görür, yırtarak ayaklar altına atar ve bunun gibi başka şeyler yapar. Böyle bir şahıs, nasıl ki merhamete layık değil, hatta tokada müstahaktır. Aynen öyle de, iradesini kötüye kullanmaktan kaynaklanan küfür sarhoşluğu ve dalâlet divaneliğiyle Sâni-i Hakîm’in şu dünya misafirhanesini tesadüf ve tabiat oyuncağı zannettiğinden.. O’nun isimlerinin cilvelerini tazeleyen sanatlı varlıkların vazifeleri zamanın geçmesiyle bittiği için onların gayb âlemine geçmesini yokluk ile idam gibi gördüğünden.. tesbihat seslerini, ebedî yokluk ve ayrılık feryatları olarak hayal ettiğinden.. Samed Yaratıcının birer mektubu olan şu varlık sayfalarını mânâsız, karmakarışık tasavvur ettiğinden… rahmet âlemine yol açan kabir kapısını yokluk karanlığının ağzı saydığından… eceli, hakiki dostlara kavuşma daveti olduğu halde bütün dostlardan ayrılık nöbeti zannettiğinden.. kendini dehşetli, elemli bir azapta bırakıp hem varlıkları, hem de Cenâb-ı Hakk’ın isimlerini ve birer mektubu hükmündeki eserlerini inkâr ederek kıymetsiz gördüğünden merhamete ve şefkate lâyık olmadığı gibi,