• Makamı ve kıymeti, yanılmaz bir sezgiyle, melekler, insanlar ve
cinlerce makbul semavî bir kitaptır.
Kur’an’ın tarifine dair bu üç kısımdaki sıfatların her biri Risale-i Nur’un başka yerlerinde kesin bir şekilde ispat edilmiştir veya edilecektir. Davamız temelsiz değil, her şey şüphesiz delillerle ispatlanmıştır.
Birinci Şûle
Bu Şûle’nin üç “şua”ı var.
Birinci Şua
Kur’an-ı Kerîm’in mucize derecesindeki belâgatidir.
Bu harikulâde belâgat, nazmının akıcılığından ve sağlamlığından, üslûbunun benzersizliğinden ve güzelliğinden, beyanının parlaklığından, üstünlüğünden ve saflığından, mânâsının kuvvetinden ve doğruluğundan, kelimelerinin güzel seçilmiş olmasından ve ahenginden doğar ki, insanlığın en dâhi edebiyatçılarını, en harika hatiplerini, en derin âlimlerini boy ölçüşmeye davet edip bin üç yüz senedir meydan okuyor, onların damarlarına şiddetle dokunuyor. Buna rağmen, kibir ve gururlarından başları göğe vuran o dâhiler, Kur’an’a karşı ağızlarını açamayıp tam bir zilletle boyun eğiyorlar.
İşte Kur’an’ın belâgatindeki mucizelik yönlerine iki suretle işaret edeceğiz:
Birinci Suret: Kur’an’da i’caz vardır; çünkü indirildiği asırda Arap Yarımadası’nda yaşayan halk çoğunlukla ümmî idi, okuma yazma bilmiyordu. Bu sebeple övünülecek şeylerini, tarihî hadiseleri ve ahlâkın güzelleşmesine yardım edecek hikmetli hikâyeleri yazmak yerine, sözlü şiir ve belâgat ile muhafaza ediyorlardı. Mânidar bir söz, şiir ve belâgatin cazibesiyle hafızalarda kalıyor, nesilden nesle aktarılıyordu. İşte bu fıtrî ihtiyacın neticesinde o toplulukta mânen en çok revaç bulan şey, beyan üstünlüğü ve belâgat idi. Hatta bir kabilenin belâgat sahibi bir şairi, onların en büyük kahramanı gibiydi. En çok onlarla övünülürdü. İşte İslamiyet’ten sonra âlemi idare eden o zeki topluluk, aralarında en çok revaç bulan, iftihar kaynakları olan, şiddetle muhtaç
Dipnotlar
- Şûle: Alev.
- Şua: Işın, güneşten veya başka bir ışık kaynağından uzunan ışık telleri.