İçeriğe geç

görünür, bazen saklanır. Bazı vakit, en yüksek mevkide oturup her tarafı görüyor gibi oluruz. Bazı vakitte de ayağımızın ucunu göremeyiz.”

Kısacası: İnsan her ne kadar kendi iradesiyle hareket etse de وَمَا تَشٓاؤُۧنَ إِلَّا أَنْ يَشٓاءَ اللّٰهُ sırrınca, asıl olan Cenâb-ı Hakk’ın dilemesidir, hükmü veren kaderdir. Allah’ın dilemesi, insanın iradesini geride bırakır. إِذَا جٓاءَ الْقَدَرُ عَمِيَ الْبَصَرُ hükmünü yerine getirir. Kader konuşunca insanın iktidarı ve cüzî iradesi susar.

İkinci Sorunuzun Meali:

Hazreti Ali (radiyallâhu anh) zamanında başlayan savaşların mahiyeti nedir? Orada savaşanları, ölenleri ve öldürenleri nasıl isimlendirebiliriz?

Cevap: Cemel Vakası denilen, Hazreti Ali ile Hazreti Talha, Hazreti Zübeyr ve Hazreti Aişe-i Sıddîka (rıdvanullahi teâlâ aleyhim ecmaîn) arasındaki savaş, “tam adalet” ile “izafî adalet”in mücadelesidir. Şöyle ki:

Hazreti Ali, tam ve en geniş mânâsıyla adaleti esas alıp Hazreti Ebûbekir ve Hazreti Ömer zamanındaki gibi o esas üzerinde gitmek için içtihat etmiş. Ona karşı çıkanlar ise Hazreti Ebûbekir ve Hazreti Ömer zamanındaki İslamî saflığın tam adalete müsait olduğunu, fakat zamanla inançları zayıf çeşitli kavimler İslam toplumuna katıldıkları için o en geniş mânâsıyla tam adaletin uygulanmasının çok zorlaştığını düşündüklerinden, “ehven-i şerreyni tercih etmek” denilen, daha az zararlı şıkkı seçmek şeklindeki izafî adalet esası üzerinde içtihat etmişler. Bu içtihat münakaşası siyasete girdiği için savaşı netice vermiştir.

Madem sırf Allah için ve İslamiyet’in menfaatleri için içtihat edilmiş ve o içtihatların neticesinde savaş çıkmış, elbette hem kâtil hem de maktul cennet ehlidir, ikisi de sevap kazanmıştır diyebiliriz. Her ne kadar Hazreti Ali’nin içtihadı isabetli, karşısındakilerin içtihadı hatalı ise de azaba müstahak değildirler. Çünkü içtihat eden hakkı bulursa, ona iki kat sevap vardır. Bulamazsa, bir nevi ibadet olan içtihat sevabı olarak bir sevap alır. Hatasında mazurdur. Bizde gayet meşhur ve sözü delil sayılan muhakkik bir zât Kürtçe şöyle demiş:

73