âzam zannedip o tavrı takınıyordu. Dedim: “Kardeşim! Nasıl ki saltanat kanununun sadrazam dairesinden ta nahiye müdürü dairesine kadar büyük küçük cilveleri var. Aynen öyle de, velâyetin ve kutbiyetin de çeşitli daire ve cilveleri var. Her bir makamın çok gölgesi bulunur. Sen sadrazam gibi kutbiyetin büyük cilvesini bir müdür dairesi hükmünde olan kendi dairende görmüş, aldanmışsın. Gördüğün doğru, fakat hükmün yanlıştır. Bir sinek için bir kap su, küçük bir denizdir.” O zât bu cevabımla inşallah ayıldı ve o tehlikeden kurtuldu.
Hem ben türlü insanlar gördüm ki, kendilerini bir nevi mehdî biliyor ve “Mehdî olacağım” diyor. Bu zâtlar yalancı ve aldatıcı değiller, fakat aldanıyorlar. Gördüklerini hakikat zannediyorlar. Nasıl ki Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinin arş-ı âzam dairesinden bir tek zerreye kadar cilveleri var ve o isimlere mazhariyet de o ölçüde farklıdır. Aynı şekilde, isimlerin cilvelerine mazhariyetten ibaret olan velâyet mertebeleri de öyle farklıdır. Onları birbiriyle karıştırmanın en mühim sebebi şudur:
Bazı evliya makamlarında mehdî vazifesinin hususiyeti bulunduğu, kutb-u âzama has bir bağ göründüğü ve Hazreti Hızır’ın o makamla hususi bir münasebeti olduğu gibi, bazı meşhur zâtlarla münasebetli makamlar var. Hatta onlara “Hızır Makamı, Üveys Makamı, Mehdiyet Makamı” denir.
İşte bu sırdan dolayı o makama, onun küçük bir numunesine veya gölgesine girenler, kendilerini o makamla has bir şekilde münasebetli meşhur zâtlar zannediyor. Kendini Hızır kabul ediyor, mehdî olduğuna inanıyor veya kutb-u âzam olduğunu hayal ediyor. Eğer benliği makam sevgisine talip değilse mahkûm olmaz. Haddini aşan iddiaları şatahat sayılır. Bundan belki sorumlu tutulmaz. Eğer benliği perde ardında makam sevgisine yöneliyorsa, o zât benliğine mağlup olup, şükrü bırakıp övünse git gide gurura düşer. Ya divanelik seviyesine alçalır ya da hak yoldan sapar. Çünkü büyük velileri kendisi gibi kabul eder, haklarındaki hüsn-ü zannı kırılır. Zira nefis ne kadar gururlu da olsa kendi kusurunu anlar. O büyükleri de kendisiyle kıyaslayıp kusurlu zanneder. Hatta peygamberlere hürmeti azalır.
İşte bu hale düşenlerin şeriat terazisini elde tutmaları, kelâm âlimlerinin düsturlarını ölçü almaları, İmam Gazalî ve İmam Rabbanî gibi hakikati delilleriyle bilen evliyanın talimatlarını rehber edinmeleri,