yolların başı, bu kanalların kaynağı ve şu gezegenlerin güneşi Kur’an-ı Hakîm’dir. Hakiki ‘tevhid-i kıble’ onda olur. Öyleyse en yüce rehber de, en mukaddes üstad da odur.” Ona yapıştım. Noksan ve perişan kabiliyetim elbette o hakiki rehberin âb-ı hayat hükmündeki feyzini lâyıkıyla emip alamıyor. Fakat kalb ehli ve hal sahibi olanlara, derecelerine göre o feyzi, o âb-ı hayatı yine onun feyziyle gösterebiliriz.
Demek, Kur’an’dan gelen o Sözler ve nurlar, yalnız akla ait ilmî meseleler değil; kalbe, ruha, hâle ait imanî meselelerdir. Ve pek yüksek, kıymetli ilahî marifet hükmündedirler.
Dördüncü Nokta: Sahabilerden, tâbiîn ve tebe-i tâbiînden en yüksek mertebeli, velâyet-i kübrâ sahibi zâtların bizzat Kur’an’dan bütün latifelerinin hisselerini alması ve Kur’an’ın onlar için hakiki ve kâfi bir rehber olması gösteriyor ki, Kur’an-ı Hakîm her vakit hakikatleri ifade ettiği gibi velâyet-i kübrâ feyizlerini de ehil olanlara akıtır.
Evet, zahirden, yani görünenden hakikate geçmek iki şekildedir: Biri: Tarikat berzahına girip seyr u sülûk denilen manevî yolculuk ile mertebeleri kat ederek hakikate geçmektir.
İkincisi: Tarikat berzahına uğramadan, Cenâb-ı Hakk’ın lütfuyla doğrudan doğruya hakikate geçmektir ki, sahabeye ve tâbiîne has, yüksek, kısa yol budur. Demek, Kur’an hakikatlerinden süzülüp gelen nurlar ve o nurlara tercümanlık eden Sözler, şu hususiyete sahip olabilir ve sahiptir.
Beşinci Nokta: Beş küçük misalle göstereceğiz ki, Sözler hakikatleri öğrettiği gibi irşad vazifesini de görüyor.
Birinci Misal: Ben kendim, on değil, yüz değil, binlerce defa çeşitli tecrübelerimle şu kanaate vardım ki: Sözler ve Kur’an’dan gelen nurlar aklıma ders verdiği gibi kalbime de iman hali telkin ediyor, ruhuma iman zevki veriyor, vesaire... Keramet sahibi bir şeyhin bir müridi nasıl şeyhinden ihtiyaçları için yardım ve himmet bekliyorsa, ben de hatta dünyaya ait işlerimde Kur’an-ı Hakîm’in kerametli sırlarından ihtiyaçlarıma cevap beklerken ihtiyacım olan şey bana
Dipnotlar
- Cenâb-ı Hakk’ı tanıma, bilme.
- Tâbiîn: Ashab-ı Kiram’la hayattayken görüşmüş ve onlardan ders almış müminler.
- Tebe-i tâbiîn: Tâbiîn ile hayattayken görüşmüş ve onlardan ders almış müminler.
- Velâyet-i kübrâ: Tarikat berzahına uğramadan hakikate ulaşılan, peygamber varisliği makamında büyük velilik mertebesi.