İçeriğe geç

yüce bir hakikat olduğunu gördüm ve طُوبٰى لِلْغُرَبَاءِ hadisinin sırrını anladım, şükrettim.

İşte kardeşlerim! Bu karanlık gurbetler gerçi iman nuruyla aydınlandı, fakat yine de bende hükümlerini bir derece sürdürdü ve bana şöyle bir düşünce verdi: “Madem ben garibim, gurbetteyim ve gurbete gideceğim. Acaba şu misafirhanedeki vazifem bitmiş midir? Ta ki sizleri ve Sözler’i vekil tayin etsem, dünyadan tamamen alâkamı kessem...” Onun için, “Acaba yazılan Söz’ler yeter mi, noksanı var mı? Yani vazifem bitmiş midir? Kalb huzuruyla kendimi nurlu, zevkli, hakiki bir gurbete atıp, dünyayı unutup Mevlânâ Celâleddin’in dediği gibi

دَانِي سَمَاعِ چِهْ بُوَدْ بِي خُودْ شُدَنْ زِهَسْتِي

أَنْدَرْ فَنَايِ مُطْلَقْ ذَوْقِ بَقَا چَشِيدَنْ

diyerek ulvî bir gurbeti arayabilir miyim?” sorularıyla başınızı ağrıtmıştım.

اَلْبَاقِي هُوَ الْبَاقِي

Said Nursî

39