gibi... Aynada değişiklik yaparak ona birçok vaziyet verebiliriz; çirkinleştirir, güzelleştirir, pek çok şekle sokabiliriz. Fakat herkese ait olan asıl odada kolayca tasarruf edemez, onu değiştiremeyiz. Hususi odayla umumi oda hakikatte birbirinin aynıyken, hükümler itibarı ile farklıdır. Sen tek parmakla aynadaki odanı harap edebilirsin fakat ötekinin bir taşını bile kımıldatamazsın.
İşte, dünya da süslü bir odadır. Her birimizin hayatı, bir boy aynasıdır. Şu dünyada hepimizin birer dünyası, birer âlemi var. Onun direği, merkezi, kapısı hayatımızdır. Belki o hususi dünyamız, âlemimiz bir sayfadır. Hayatımız bir kalem… Onunla amel defterimize geçecek çok şey yazılıyor. Eğer dünyamızı sevdiysek sonra gördük ki o, hayatımız üstüne bina edildiği için onun gibi gelip geçici, fâni ve kararsızdır; bunu hissedip bildik. Ona ait muhabbetimiz, hususi dünyamızın ayna olduğu ve temsil ettiği ilahî isimlerin güzel nakışlarına döner, oradan da o isimlerin tecellilerine ulaşır.
Hem hususi dünyamızın ahiretin ve cennetin geçici bir fidanlığı olduğunu anlayıp ona karşı şiddetli hırs, talep ve muhabbet gibi hislerimizi onun neticesi, meyvesi ve sümbülü olan ahirete ait faydalara çevirirsek, o zaman o mecazî aşk hakiki aşka döner.
Yoksa insan نَسُوا اللّٰهَ فَأَنْسٰيهُمْ أَنْفُسَهُمْۚ أُۨولئِٰٓكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ ikazına muhatap olup nefsini unutur, hayatın geçiciliğini düşünmeden hususi, kararsız dünyasını tıpkı herkese ait asıl dünya gibi sabit bilip kendini ölümsüz farz ederek dünyaya saplanır ve şiddetli hislerle sarılırsa onda boğulur gider. O muhabbet onun için sonsuz bir belâ ve azaptır. Çünkü o muhabbetten âdeta yetimlik hissi veren bir şefkat, ümitsizce bir rikkat doğar. Şu haldeki insan bütün canlılara acır, hatta güzel ve yok olmaya mahkûm bütün varlıklara karşı bir merhamet ve bir ayrılık acısı hisseder, elinden bir şey gelmez, mutlak bir ümitsizlik içinde elem çeker.
Fakat gafletten kurtulan insan, o şiddetli şefkatin elemine karşı yüce bir derman bulur; acıdığı bütün canlıların ölümünde ve dünyadan geçip gitmesinde, Bâki bir Zât’ın bâki isimlerinin daimî cilvelerini temsil eden ruhların aynalarını ebedî görür; şefkati sevince dönüşür. Hem yokluğa ve fâniliğe maruz bütün güzel varlıkların arkasında münezzeh
Dipnotlar
- “(Sakın şunlar gibi olmayın ki) Allah’ı unuttukları için Allah da onlara kendilerini unutturdu. İşte yoldan çıkanlar bunlardır.” (Haşir sûresi, 59/19)