mecbur değillerdir. Eşyanın perde arkasını gören şuhud ve keşf ehli evliyanın Hazreti Hızır ile, yanlışlığına ihtimal verilmeyecek bir ittifakla nakledilen hikâyeleri, bu hayat tabakasını aydınlatır ve ispat eder. Hatta velilik makamlarından biri vardır ki, “Hızır makamı” denir. O makama gelen bir veli, Hızır’dan ders alır ve onunla görüşür. Fakat bazen o makamın sahibi, yanlış bir şekilde, bizzat Hazreti Hızır zannedilir.
Üçüncü Hayat Tabakası: Hazreti İdris ve İsa’nın (aleyhimesselam) hayat tabakalarıdır. Onlar, beşerî ihtiyaçlardan sıyrılıp meleklerin hayatı gibi bir hayat mertebesine girerek nuranî bir letafet kazanmışlardır. Âdeta misalî bir beden letafetinde ve yıldız gibi parlak bir nuraniliğe sahip dünyadaki cisimleriyle göklerde bulunurlar.
Ahirzamanda Hazreti İsa’nın (aleyhisselam) geleceğini ve Hazreti Muhammed’in (aleyhissalâtü vesselam) diniyle amel edeceğini haber veren hadisin sırrı şudur:
Ahirzamanda tabiatçı felsefenin doğurduğu küfür cereyanına ve ulûhiyeti inkâr düşüncesine karşı Hıristiyanlık tahriflerden arınıp saf hale geleceği ve hurafelerden kurtularak İslamiyet’e dönüşeceği bir sırada, nasıl ki Hıristiyanlığın şahs-ı manevîsi gökten inen vahyin kılıcıyla o müthiş dinsizliğin şahs-ı manevîsini öldürecek; aynen öyle de, Hazreti İsa (aleyhisselam) o dinin şahs-ı manevîsi adına, dinsizliği temsil eden deccalı, yani ulûhiyeti inkâr fikrini ortadan kaldıracaktır.
Dördüncü Hayat Tabakası: Şehitlerin hayatıdır. Kur’an’ın açık ve kesin hükmüyle, şehitlerin kabir ehlinin üstünde bir hayat mertebeleri vardır.
Evet, şehitler dünya hayatlarını hak yolunda feda ettikleri için Cenâb-ı Hak kusursuz keremiyle onlara berzah âleminde, dünya hayatına benzer fakat kedersiz, zahmetsiz bir hayat ihsan eder. Onlar öldüklerini bilmez, yalnız daha iyi bir âleme gittiklerini bilirler. Tam bir saadet içinde lezzet duyar, ölümdeki ayrılık acısını hissetmezler. Gerçi kabir ehlinin ruhları bâkidir, fakat onlar öldüklerini bilir; berzahta aldıkları lezzet ve hissettikleri saadet, şehitlerin aldığı lezzete yetişemez.
Dipnotlar
- Bkz. Buhârî, enbiyâ 50; Müslim, îmân 242; Ebû Dâvûd, melâhim 14; İbni Hibbân, es-Sahîh 15/233.
- Bkz. Bakara sûresi, 2/154; Âl-i İmran sûresi, 3/169.
- Bkz. Âl-i İmrân sûresi, 3/157; Nisâ sûresi, 4/74.