Evet, bu milletin her ferdinin, gerekli ehliyet ve liyakate sahip olmak ve bunları ortaya koymak şartıyla elbette devletin bir kademesinde, bir kamu hizmetinde bulunma hakkı vardır. Ama bazıları şu veya bu yolla bu ülkenin kaderiyle alâkalı çok önemli, hayatî yerleri tutmuş, gelip hipofiz bezine oturmuş, milletin görme sinir sistemini baskı altına almış ve milletin doğru görmesine engel olmuşlarsa; sizin davranışlarınızı, hareketlerinizi de paranoyayla, “Efendim, bunlar sızmak istiyorlar.” diyerek yorumlar ve insanlara öyle göstermek isterler. Onlar bu paranoya ruh hâliyle sızma meselesine öyle kilitlenmişlerdir ki, artık bir yerde kapının tokmağına dokunulsa, kapının zili çalsa “sızma” der, sızma ile oturur sızma ile kalkar, sürekli bir sızma paranoyası yaşarlar.
Hem Hak, Hem Sorumluluk
Hâlbuki bir milletin ferdi, kendi milleti içinde, kendi milleti için var olan müesseselere sızmaz; hakkıdır, girer oraya; mülkiyeye de girer, adliyeye de girer, hariciyeye de girer. Neden vatan evladı girmeyecekmiş buralara? Anadolu insanını sadece Kur’ân kurslarına mı bağlamak istiyorsunuz? Yalnızca o mevzuda mı teşvikte bulunalım; “Sadece İmam-Hatiplere gitsinler.” mi diyelim? Hayır, dün dediğim gibi, evvelki gün dediğim gibi bugün de söylüyorum, ömrüm vefa ettiği müddetçe yarın da, öbür gün de söyleyeceğim: Anadolu insanının, bu ülkenin vatandaşının her yere girme hakkı vardır, bu hakkını kullanır. Böyle bir hakkı kullanmaya mâni olmak apaçık haksızlıktır, zulümdür, irtikâptır. Ama hemen şunu ifade edeyim ki Anadolu insanına, kendi memleketinde, kendi müesseselerinin kapılarını kapatma, böyle bir dayatma gün gelir halkın vicdanında öyle bir yankı bulur ki geriye teper. Dahası, “Zalimin zulmü varsa, mazlumun Allah’ı var / Bugün halka cevir kolay, yarın Hakk’ın divanı var.”