Nitekim Hazreti Pîr, ehl-i dalâlet ve ehl-i dünyanın kendisine yapmış olduğu zulümlerin sebebini anladığını ifade etmiş ve bunu, iman ve Kur’ân hizmetini, maddî ve mânevî terakkisine âlet etmesine bağlamıştır.232 (Onun, iman ve Kur’ân hizmetini maddî-mânevî terakkisine âlet ettiğine dair en ufak bir şey bilmiyorum. Ama o, kendi muhasebe ufku açısından meseleyi böyle değerlendirmiştir.) Demek ki insan, Allah yolunda yapmış olduğu hizmetler karşılığında ne dünyevî ne de uhrevî herhangi bir beklentiye girmemelidir. Evet o, değil takdir ve alkış beklentilerine, “Ben şu işleri yapayım ki, seyr ü sülûk-i ruhânîde mertebe kat edeyim; bir basamak daha yukarıya çıkayım; Cennet’e gireyim; Firdevs’e nâil olayım.” gibi uhrevî beklentilere bile girmemelidir.
Aksi takdirde çekilen çile, sıkıntı ve meşakkatler günahlara keffaret olmayabilir. Mesela fitneye maruz kalan bir insan, “Ben, Allah yolunda koşturup duruyorum. Ne yaptım ki bunlar başıma geldi!” der, bir taraftan kendisinde eksik ve kusur görmez, diğer yandan da hâlinden şikâyet ederse, bu defa çektiği sıkıntıları beyhude çekmiş olur. Üstelik böyle bir kişi –hafizanallah– kadere taş atma ve Allah’ın kazasına rıza göstermeme günahına girmiş olur.
Rabbim, son nefesimize kadar Kendi yolunda hizmet etmeyi, tevbe ve istiğfar şuuruyla hayatımızı nurlandırmayı, arınmış ve tertemiz bir hâlde ötelere yürümeyi hepimize nasip eylesin!
225 Mümtahine sûresi, 60/5.
226 Mümtahine sûresi, 60/4.
227 Bkz.: İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab 13/317.
228 Bkz.: ez-Zebîdî, Tâcü’l-arûs 36/154.
229 Bkz.: Tirmizî, zühd 57; İbn Mâce, fiten 23; Dârimî, rikak 67.
230 Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 5/428, 429; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 4/253.
231 el-Hakîm et-Tirmizî, Nevâdiru’l-usûl 4/147.
232 Bkz.: Bediüzzaman, Emirdağ Lâhikası-2, s.73-74.