İçeriğe geç

“Kullarımdan bazıları Bana iman etmiş bazıları da Beni inkâr etmiş olarak sabahladı. ‘Allah’ın fazlı ve rahmeti sayesinde yağmura kavuştuk.’ diyenler Bana iman etmiş, yıldızları inkâr etmiş olanlardır. Yağmuru herhangi bir yıldızdan bilenler ise beni inkâr etmiş, yıldıza iman etmiş olanlardır.”60

Demek ki yağan yağmuru Allah’tan (celle celâluhu) gelmiş bir rahmet eseri olarak görmek ve hamd ü sena ile ona mukabelede bulunmak bir iman alâmeti iken, onu yıldızlar gibi basit sebeplere nispet etmek şirk alâmetidir. Eğer Ce­nâb-ı Hak yağmurun yağması adına yıldızları izzet ve azametine birer perde yapsaydı, onların bu konuda birer sebep olarak görülmelerinde bir mahzur olmayabilirdi. Fakat pozitif ilimlerin de ortaya koyduğu üzere yıldızlarla yağmurun yağması arasında sebepler dairesinde doğrudan bir münasebet dahi bulunmamaktadır.

Maalesef insanlar inanılması gerekli olan hakikatlere inan­ma­yınca, yani Allah’a, peygamberlere, Kur’ân’a, ahirete sağ­lam bir iman bulunmayınca, insanların içinde bulunan inan­ma duygusu bu sefer onları bâtıla inanmaya sürüklüyor. Kimi gidiyor yogizmden medet umuyor, bir başkası meditasyondan keramet bekliyor, öbürü de yıldız fallarıyla tatmin olmaya çalışıyor. İşte bütün bunların sebebi insanın ruhundaki inanma kabiliyet ve istidadının inanılması gerekli olan hakikatlere kapalı tutulmasıdır. Evet, insan tabiatı, yaratılışı itibarıyla hakikat peşinde koşar, fakat bazen hakikati ararken bâtıl külâhı başına geçer de imana muhtaç kalbini gider aklı, şuuru dahi olmayan taşla, ağaçla, yıldızla tatmin etmeye çalışır.

Kadere İman ve Yas Kültürü

91