İnsanın, “Ben şöyle bir paşadan geliyorum; atalarım şöyle zengindi; bizim Boğaziçi’nde şöyle şöyle yalılarımız, villalarımız vardı.” türünden ifadeleri de soyla sopla fahirlenme kategorisi içine girer. Aynı şekilde bir insanın bakanın, başbakanın, cumhurbaşkanının oğlu olması fahirlenmesine, caka yapmasına sebep olabilir. Hâlbuki bunların hiçbiri nezd-i ulûhiyette bir kıymet ifade etmez; aksine bunlarla fahirlenmek Allah katında merduttur. Bu tür mülâhazalara giren insanın imanı varsa, dünyada bunun cezasını görür; imanı yoksa onun cezası mahkeme-i kübraya kalır ki bu, çok daha ağırdır.
Bu itibarla insan ne seviyede olursa olsun, soyuyla sopuyla kendisini ifade etme gibi bir seviyesizliğe düşmemeli ve bunları bir üstünlük vesilesi olarak görmemelidir. Çünkü atalarının sahip olduğu meziyet ve üstünlüklerin insana hiçbir faydası yoktur. Asıl olan, insanın zatî kıymete sahip bulunmasıdır. Nitekim Cenâb-ı Hak, إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ أَتْقَاكُمْ“Nezd-i ulûhiyette sizin en keriminiz, en muttaki olanınızdır.”58 yüce beyanıyla bu hususa dikkat çekmiştir.
Evet, insanın Allah (celle celâluhu) katındaki kıymetinin ölçüsü; ibadet ü taatte nerede durduğu, Allah’la nasıl bir münasebet içinde bulunduğu, hayatını ihsan şuuru içinde sürdürüp sürdürmediği, yaptığı her işi Allah tarafından görülüyor, dahası Allah’ı görüyor olma mülâhazasıyla yapıp yapmadığıyla irtibatlıdır. Bu konularda durması gerekli olan yerde durmayan bir insan, kimin torunu olursa olsun ve hangi soydan gelirse gelsin, bunun ona hiçbir faydası olmayacaktır. Nitekim Hazreti Ömer,إِنَّا قَوْمٌ أَعَزَّنَا اللّٰهُ بِالْإِسْلَامِ فَلَنْ نَلْتَمِسَ الْعِزَّ بِغَيْرِهِ “Şüphesiz ki biz, Allah’ın İslâm’la aziz kılmış olduğu bir kavimiz. Bu yüzden asla İslâm’ın dışında bir izzet vesilesi aramayacağız.”59 sözleriyle, İslâm’ın dışında fazilet ve üstünlük vesileleri aramanın beyhude olduğunu ifade etmiştir.