Tekzibine çalışılan hadislerden biri de, miraçta Resûlullah Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem), ümmetine günde 50 vakit namaz farz olmuşken, Hz. Musa’nın, irşad ve ikazıyla, bunun beş vakte indirilmiş olmasıdır.37 Bu hadisi, Buhârî ve Müslim gibi en sahih kaynaklar rivayet etmektedir.
Evvelâ, bu bir mülâkattır, müracaat değildir. Kaldı ki, Peygamberimiz’in Hz. Musa’ya müracaatının da, yadırganacak bir yanı yoktur. Bir kere Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), yeni miraca çıkıyor; Hz. Musa (aleyhisselâm) ise, çoktan o âlemlerin tavusu olmuş bir nebi. İkinci olarak, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) edeb timsalidir; hem Allah’a karşı tavrında hem de Hz. Musa’ya karşı tavrında. Ayrıca, O hep ümmeti hakkında yüsr (kolaylık) yolunu araştırmış ve ona vesileler aramıştır. Hz. Musa ile mülâkatı da böyle bir vesile olarak değerlendirmiş olabilir. Sonra, bu bir müracaatsa, O’nun Hz. Musa’ya müracaatının, İsrailoğulları veya Yahudi kavmi nazarında umumî havayı yumuşatıcı olması bakımından taşıdığı psiko-sosyolojik durum da çok önemlidir.
Bundan başka Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), bütün peygamberleri tasdikle gelmiştir. Bu kabîl muhtevasıyla böyle bir mülâkat, bu yüce mânâyı ifade bakımından çok önemlidir. Evet, O’nun peygamberleri kabulü âdeta dâsitâniydi. O kendisinin, önceki peygamberlerden üstün görülmesine ve önceki peygamberlerin -hâşâ- hafife alınmasına asla izin vermemişti. Hatta bir defasında bir sahabinin Hz. Musa’nın kadrine gadrettiğini görünce O, hemen müdahale edip: “Beni Musa b. İmrân’a tercih etmeyin. Zira, ben onu mahşer gününde Arş’ın kavâimine tutunmuş olarak göreceğim.” buyurmuştur.38 Burada da hak çizgisi mahfuz, böyle bir kadir bilirlik, dolayısıyla da yumuşatma söz konusu olabilir.