İçeriğe geç

Evet kul, O Ezel ve Ebed Sultanı’nı görmek, görüp, görmenin zevkine ermek kadar, görülüp bilinmekten de, yani Efendisine hizmetlerinde O’nun tarafından murâkabe edilip müşâhedeye tâbi tutulmaktan da derin bir zevk duyar.. zevk duyar da, o uğurda yaptığı şeylerin en küçüğünü dahi engin bir ibadet neşvesi içinde yerine getirir.

İşte peygamber sözlerine doğru hafif aralanmış minik bir menfez.. işte Söz Sultanı’ndan lâl ü güher gibi mübarek üç-beş kelime.. ve işte mücelletlere sığmam diyen engin muhteva..!

İşte deryadan bir damla, güneşten bir zerre ve yıldızların kol gezdiği âlemlerden de birkaç şûle..! Hakikat-i Ahmediye’nin mir’ât-ı mücellâsı olan o nurefşân sözler üzerinde durup onların kadrine tercüman olmak, herhâlde söz bilmez nâdanların işi olmasa gerek.. gerçi, biz de şu anda, bile bile böyle bir saygısızlığı irtikâp etmiş durumdayız.. evvelen ve âhiren O’na dehalet ediyor ve Allah’tan cür’etimizi bağışlamasını diliyorum.

O’nun nurlu sözlerini, bütün buuduyla şerh etmenin bizi aştığını ta baştan arz etmiş ve bu işin erbabının zuhurunu intizarda bulunduğumuzu da açıklamıştık. Bütün bunlara rağmen, yine de bazı cür’etkârlıklarda bulunmuş ve bazı hadislerin bazı yanlarını tahlil etmeyi denemişsek, tahliline cür’et ettiğimiz husus, hadisin o engin dünyasından sadece birkaç nurlu söz; onların da sadece muhteva derinliği, ifade rasaneti ve beyan gücüyle alâkalı olmuştur. Hem de bir avam lisanıyla…

Allah’ın bizi affetmesini, erbab-ı nazarın da kusurlarımıza nazar-ı müsamaha ile bakmalarını dilerim.

709