İçeriğe geç

O, iyi ve güzel olan hemen her şeyi yapar ve yaptığı her şeyde de kurtuluşuna vesile arar. Zira o, hangi amelin kurtaracağını bilmediğinden dolayı, önüne gelen hiçbir iyiliği kaçırmaz. Yaptığı bütün bu ameller ahirete bir sürpriz paketi olarak gider ve bir gün Cennet’e girdiğinde, bu paketler onun önünde bir bir açılır ve ona gözlerin görmediği, kulakların işitmediği sürprizleri yaşatırlar.

Bazen, bir köpeğe su vermenin dahi insanı Cennet’e ehil hâle getirdiği ve getireceği, bazen de bir kediyi susuz bırakmanın Cehennem’e sebep olduğu ve olacağı349 hakikatini nazara alarak diyoruz ki; Cennet de, Cennet’te verilecek de bütünüyle sürpriz şeylerdir.

Hem, insan ancak gözünün gördüğü, kulağının duyduğu, hayalinde canlandırabildiği şeyleri bilebilir. Hâlbuki, insan sınırlı olduğu gibi, bu duyguları da sınırlıdır. Dolayısıyla bu duygular vasıtasıyla ancak sınırlı olan şeyler idrak edilebilir; sınırsız bir âlemdeki nimetleri, bunlarla tartmak mümkün değildir.

“İdrak-i meâlî bu küçük akla gerekmez Zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez.” (Ziya Paşa)

Diğer bir tevcih de şu olabilir: Cenâb-ı Hak yapılan iyiliklere bazen on, bazen yüz, bazen yedi yüz, bazen yüz bin, bazen bir milyon, bazen de sayısını ancak kendisinin bileceği mükâfat verir. Hiçbir kul, kendisine nasıl bir mükâfat verildiğini bilemez. Ahirette ise, amellerinin karşılığı böyle tasavvurlar üstü sürpriz olarak önüne çıkınca, şaşırır kalır ki, böylece onun hayalinden dahi geçmeyen şeyler, birer hakikat olur.

680