İçeriğe geç

Bir başka defa Necran Hıristiyanları, Allah Resûlü’nü (sallallâhu aleyhi ve sellem) ziyarete gelmiş ve Efendimiz’e inançları konusunda tereddüt yaşamışlardı. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) onlara: “Şayet doğru söylüyorsanız yeminleşelim ve bu yeminimizde Allah’ın lânetinin yalan söyleyen grubun üzerine olmasını dileyelim.”[3] demişti de onlar bundan çekinmişlerdi; çekinmiş ve şöyle demişlerdi: “Aman! Bu adam gerçekten peygamberse başımıza belâ gelir.”[4] Evet, sırf Allah Resûlü’nü (sallallâhu aleyhi ve sellem) görmek Necranlılar için de bir mânâ ifade etmişti. Ancak onların bu görmeleri yine de iman etmelerine yetmemişti.

Her şeyden evvel, Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) bakınca Allah hatırlanıyordu; O, secde ederken, kıvrım kıvrım hâliyle “Allah” diyordu. Vâkıa, O da bizim gibi bir insandı, sathî bir nazarla bakınca veya bakış önyargılı olunca insan belki O’nu anlayamayabilirdi. Fakat az da olsa içinde insaf, iz’an ve vicdanında musaddık bulunan her insan Efendimiz’e bakıp değerlendirdiği zaman, bu durum o insana “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullâh” dedirtiyordu. Hazreti Ömer’in bir bakışı vardı ki kimse öyle bakamazdı. Bir de Hazreti Ebû Bekir seviyesinde bir bakış vardı ki, Hazreti Ömer dâhil hiç kimse o seviyeye ulaşamazdı. Binaenaleyh ayne’l-yakînin de işte böyle mertebeleri vardır.

170